ÖLÜMÜN PEMBE YÜZÜ 4

Sessiz yolcular;Her gün bir şeyler kaybetmekteyiz. Dünyaya geldiğimiz günden beri, ölüme doğru gitmekteyiz. Ömür ağacının yaprakları, sessiz ve sakin bir şekilde, zamanın dallarından düşerken, biz kendimizden habersiz bir şekilde ölümü hiç düşünmüyoruz. Dikkat edilirse; zaman üzerinde insan hayatı akıp gitmektedir.  Yüksekçe bir yerden, dünyada yaşayan insanları bir anda görebilmek mümkün olsaydı, insanların musalla taşlarından mezarlıklara doğru akıp gittiklerini görebilirdik. Ağaçların yapraklarının dökülmesi gibi, cemiyet namındaki insan ağacının da her gün yapraklarının dökülerek, toprağın altına gidişi, ibret verici hadiselerdendir.       

Dünya, öyle bir topraktır ki; kucağındakini kendi besler, kendi yer. İbret nazarıyla bakılınca görülür ki; yerde halı gibi serili olan bu toprak, bizden önce yaşamış nesillerin uzuvlarıdır. İşte dünyanın mahiyeti budur. Bu sebeple denilmiştir ki;

       “Onun için onun adı, oldu yer,

        O, insanı  kendi besler, kendi yer.”

        Toprak, nice sırları bağrında saklar ve her gün nice sırları da açığa vurur. Fakat, ne kıymetler sakladığının farkında değildir.  Onu ancak, bilen bilir.  Mehmet Akif’in dediği gibi ;

Bastığın yeri toprak diyerek geçme, tanı;

Düşün altında o binlerce kefensiz yatanı.

Bu ifade, her ne kadar şehitlerimiz için söylenmiş ise de, o toprağın kara bağrında nice mana hazineleri gizlidir.  Ve gönüllerde de nice sırlar saklıdır. O bazen bir iyiliktir. Başkalarının bilmesini dahi istemez. Bu bazen bir kötülük   olsa da,   yine de  bilinsin  istemez. Bütün bunlar bir ömür boyu saklanır. Nihayet bütün sırlar sahipleriyle birlikte toprağın altına gömülür.  Bütün gizlilikler gibi, günün birinde açığa çıkmak için...

            Toprak, şu ayaklarımızın altında, toz, kum, çakıl ve taş parçalarından oluşan madde değil midir?  Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz ondan. Gıda, koku, renk, maden, cevher hep onda gizlenmiş... Filizleri sebzeye, gübreyi meyveye, pislikleri hoş kokuya çeviren de o...

            Bir meyveyi göz önüne alalım. Şekli, rengi, tadı, kokusu, suyu hep o kuru topraktan değil mi ?

            Bizim için hiç durmadan çalışan, çalıştığını hiç belli etmeyen yine o.

            Bunun için insan, bastığı yeri tanımak zorundadır. Gezindiği toprağın altında, annesi, dedesi, ecdadı mı var? Evvelki milletlerin veya medeniyetlerin izleri mi var? Kemikleri, çürümüş bedenleri veya tarihe mal olmuş antik eserler mi var? Sayısız nice sırlar mı saklı?  Canlılara, can vermek için bekleyen taneler mi var?

            İnsan dikkat etmelidir. Çünkü; ayaklarının altında, kendi rızkı saklıdır.

                

Ebediyet yolculuğuna çıkan her faninin ardından adeta şöyle seslenmekteyiz ;  “Git, biz de geliyoruz”  Düşünecek olursak; bu cümlenin çok derin anlam taşıdığını fark ederiz. İnsana korku ve ürperti veren ölüm duygusu, İslâm’la güzelleşmiştir. Ölüp aramızdan ayrılan sevdiğimiz kişiler ise, bize şöyle derler ;

            “Her şeyimi dünyada bıraktığımı sanma,

              Dostların sevgisini yanımda götürüyorum.”

Kabristan, karanlıklar ülkesi değil, insana akibetini gösteren, hakikat beldesidir. Günün birinde buraya yerleşeceğimizi bilir, temelli kalacağımız bu yerimizin güzelleşmesi  için  çalışırız.

            Doğum olunca sevinir, ölüm olunca üzülürüz. Bunun sebebi; ölümün, dönüşü olmayan bir yolculuk olmasıdır. Demek ki; insanları üzen,  ölüm değil, ayrılıktır. Onun için şair; Ölüm Allah’ın emri, ayrılık  olmasaydı demiştir.

Bu dünyaya gelişimiz, belli bir amaç içindir. Neyi ekersek onu biçeriz.  Öldükten sonra, kendimiz için neler yapılmasını istiyorsak, biz de ölmüşlerimizin ardından onları yapmalıyız. Çünkü Peygamberimiz;

Ölülerinizi hayır ile yad ediniz.  buyurmuştur.

            Ölen insanlara saygı duymak, onların hatıralarını yaşatmak insanlığın eski bir geleneğidir. Bir çok mezar taşında gördüğümüz veciz ifadeler bazen ruhumuzu mahzunlaştırır, sevdiğimiz kişilere karşı vefa duygularını geliştirir. Bu olay, sanki şu cümlelerde ifadesini bulmaktadır.

"Bizi bıraktın, daha dün gibi. Seninle yaşıyoruz, Anıların taze çiçekler gibi.  (Gönen/Ekşidere Köyü Mezarlığı)

Ahirete gönderdiğimiz, aramızdan ayrılan insanlara saygı ve hürmet göstermek, onları hatırlamakla gerçekleşir. Her millet, her kavim, hatta her dinde, mezarlar süslenmiş, abideleştirilmiş, görkemli yapılar yapılarak   ziyaretgah  haline  getirilmiştir. Bu yüzden büyük zat’lar için türbe  şeklinde  kabirler de yapılmıştır. Bugün Türkiye’de en çok ziyaret edilen türbelerin başında; İstanbul’da Eyüp Sultan, Konya’da Mevlâna, Bursa’da Emir Sultan.. Daha niceleri... Ancak, dünyada hiçbir insanla kıyaslanmayacak kadar çok hatırlanan ve ziyaret edilen  tek  bir  türbe  vardır ki ; O da,  Medine’de Hz. Peygamber’in türbesidir. O Râvza-ı Mutahhara’dır, O, Kubbe-i Hadrâ’dır. O, Mescid-i Nebî’dir.  Orası, Hz. Muhammed (sav)’in kabridir. Bu mekânlar, müminlerin kalplerinin coşkuyla attığı, insanların akın akın koşup, gönül penceresinden  sevgilerini iletmek istedikleri yerlerdir. 

Dünyadaki bütün insanlar yolcudurlar. Üstelik sessiz bir geminin yolcusuna benzerler. Bu yolculuğa isteyerek çıkmadıkları gibi, yolculuklarını da isteyerek bitiremeyeceklerdir. Çünkü ; insana, dünyaya gelirken fikri sorulmadığı gibi, dünyadan giderken de görüşü alınmaz. Azrail isimli melek görevlendirilir. Ferman Allah tarafından verilir. Sessiz yolculuk başlar... Tıpkı; Yahya Kemal’in şiirinde olduğu gibi...

SESSİZ GEMİ

 

Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol,

Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol;

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller ! Ne giden son gemidir bu !

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu...

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler,

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden

Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden...

                                         Yahya Kemal BEYATLI

Dönüşü olmayan seferin yolculuğu, dünyadan ahirete doğrudur. Bu yolculuğa çıkmamış hiçbir insana henüz rastlanmamıştır. Bu seferden geri dönen de olmamıştır. Öyleyse; her yolcu iyi düşünmelidir. Nasıl ki, yabancı bir memlekete gidebilmek için, pasaport, vize ve döviz gibi şeylere ihtiyaç varsa, Ebedi kalınacak mekan olan ahiret içinde ciddi bir hazırlığa ihtiyaç vardır. Ölüm öyle gerçek bir olaydır ki, biz onu unutsak da, o bizleri hiç unutmaz. Herkes ister istemez, o beyaz elbiseyi bir gün giyecektir.  Çünkü, ölüm, ne zengin, ne fakir tanır, herkesi aynı iştahla kucaklar.

     Çıkmışsa İlâhi bir emir, bahane bol,

     Toprakla başlar, toprakla biter bu yol.

                                    (Eski Mezarlık-Denizli)

İçinde bulunduğumuz bu yaşama şekilleri her zaman aynı ihtişam ve güzellikte devam etmeyebilir. Bu yüzden insanın haddini bilmesi ve ölümü hatırlaması gerekir. Peygamber efendimiz de “ölümün sık hatırlanması” gerektiğini vurgulamıştır. Şairimiz, bu konuda şöhreti yakalamış, kendini ve şahsiyetini kaybetmiş insanlarımıza, bir sanatçının şahsında canlandırma yaparak, şöyle nasihatte bulunuyor :

GENÇ SANATÇIYA

Seni aldatmasın, bu ikbâl günü,

İnsanlar nankördür, unutur dünü.

Hele görmesinler, bir düştüğünü; 

       Canlı cesedine, basar geçerler,

       Yeni baştan, bir oyuncak seçerler...

Şan şöhret, şeytanın bir efsanesi,

Bil ki; bu alkışlar, hüsranın sesi ;

Her nefes, eriyen bir kar tanesi.

      Sen, ey genç sanatçı ! yaşlanacaksın,

      Alkışlar bitince, ne yapacaksın ?

Bir sanatçı vardı, pek kibirliydi;

O da senin gibi, ünlü biriydi.

Ne kadar şımarsa, onca yeriydi;

        Yolunu gözlerdi, nice genç kızlar,

     Oysa, Şimdi git gör, yüreğin sızlar !

Zannetme ki devran, böyle dönecek,

Ne güneşler söndü, neler sönecek,

O son perde, her sahneye inecek;

        Gel şu neonlardan, adını sildir,

     Ünlü olmak, insan olmak değildir !

            Dünyaya gelen bütün insanlara sanki biri şöyle seslenmektedir ; “Hayırlı Yolculuklar... Sayın yolcular! Dünya yolculuğuna hepiniz hoş geldiniz. Size önceden söylemek isteriz ki; bu yolculuğun son durağı ölümdür. Yani yolculuk süresince, kiminle birlikte olursanız olun; hangi alış verişleri yaparsanız yapın; yolculuğun sonunda hepsini bırakacaksınız.  Sadece dört-beş metre bir bez üzerinizde kalacak. (tabii o da nasibinizde varsa)

            Sayın yolcular ! Ayrıca bu yolculuğun süresi de belli değildir; hepiniz için farklı farklı... her an yolculuk bitebilir; ama her an...

            Sayın yolcular ! Şunu da bilmelisiniz ki; bir kılavuz kitaba, bunun canlı örneği bir rehbere, Hz. Muhammed (sav)’e sahipsiniz. Bu rehbere ve kılavuza uymanız halinde, son duraktan (kabir) sonra başlayacak olan hayatınız, sonsuz lezzetler içinde geçecektir. Yoksa, kafanıza göre takılır ve yol boyunca boş şeylerle oyalanırsanız, ebedi saadete kavuşamazsınız. Ayrıca, o kılavuz kitapta, sizden önceki yolcuların başlarından geçen hadiseler ibret olsun diye size gösterilmiştir.  İşte bu anonslar sık sık bize hatırlatılır. 

Yol arkadaşlarımız birer birer aramızdan ayrılıyor; bütün yolculukların ölümle bittiğini görüyoruz. Mutlaka biraz sarsılıp, birkaç gün etkisinde de kalıyoruz.  Fakat sonunda yine dolu dizgin bir dünya telaşına giriyoruz. Tabi ki dünyada kimseye muhtaç olmayacak, evlatlarımızın geleceğine yatırımlar yapacak, nimetlerden istifadeye çalışacağız.  Ama ya kalplerimiz? İşte onlar da sanki hiç ayrılmayacakmışçasına dünyaya bağlanmıyor mu ? 

Her gün yanımızdan birileri ayrılıyor. Bu bazen canımız gibi sevdiğimiz kişiler de oluyor. Genç yaşlı diye bir sıra da yok. İhtiyarlar sırayla derken, gençler de ara sıra gidiyor. Ne saçımıza düşen aklar, ne de kayıp giden gençliğimiz bizleri uyandırmıyor. Vesikalık bir küçük fotoğraf için aynaya bakıp üstümüze gösterdiğimiz itinanın yanında, sağımızda ve solumuzdaki yazıcı meleklerin kayda aldığı ömür filminin çekimine hiç gereken itinayı göstermiyoruz. Ne diyelim, hepinize hayırlı yolculuklar..”

Kırmayın kalpleri, her fırsatta gönül alın,

Nazar kılın şu aleme, ölülerden ibret alın..

 

“ Kimin son sözü “Lâ ilâhe illâllah” olursa Cen-nete girer.”

                                               (Hadis-i Şerif)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !