MUHAMMED ABDUH KİMDİR

MUHAMMED ABDUH

 

Muhmmed Abduh, aşağı Mısır’da Mahallet-ü Nasr köyünde1849 yılında doğmuştur. Babası Abduh Hayrullah olup bir türkmen ailesine bağlıdır. İlk öğretimini doğduğu köydeki Sıbyan okulunda başlamıştır. Daha sonra Tanta’da Veliahmet Bedevi Camiindeki Medresede ders görmüştür. Medreese eğitiminden sonra Şeyh Derviş adındaki bir zattan tasavvuf ve ahlak dersleri almıştır.Abduh 1866’da Camiü’l-Ezher’de okudu. Hocaları Ahmet Rufâî, Abdurrahman Uleyş ve Hasan’üt-Tâvil’dir. Camiü’l-Ezher’de tasavvufa merak sarmıştır. 12 yıl Ezher’de kaldıktan sonra mezun olmuştur. Abduh, 1878’de ;Dâru’l-Ulûma hoca olmuştur. 1872’de Mısır’a gelmiş olan Afgânî ile tanışmış onun sohbetlerinden istifade etmiştir.Serbest düşüncesi ve yeni fikirleriyle tanınan Abduh artık gazetelerde içtimaî ahlaki konularda yazmaya başlamıştır. 1882 yılında başlayan Arabi ayaklanmasının bastırılması sonucu İngilizler tarafından üç yıl Beyrut’a sürülmüştür. Abduh, bu  isyandan sonra Paris’e giderek üstadı Afganî ile bir araya gelmiş ve Urvetü’l-Vüskâ adlı bir dernek kurmuş ve aynı adda bir dergi çıkararak derneğin fikirlerini yaymışlardır. Daha sonra mali imkansızlık sebebiyle gazete kapatılmak zorunda kalınmış Efgânî İran’a ve Abduh’ta Beyrut’a dönmüştür. 1885’te Beyrut’a geldikten sonra  siyasetten el çekmiştir. Orada alim ve muallim olarak yaşamıştır. Beyrut’ta camii dersleri yanında, Sultaniye Mektebinde de ders vermiştir. Beyrut’taki ilmi çalışmaları sırasında din derslerini Risâletü’t-Tevhîd adıyla yayınlamış ve Şerif Radiyyî’nin Nehcü’l-Belağa’sını şerh etmiştir. Yine Bediüzzaman Hemedani’nin Makamât’ına şerh yazmış ve Kur’an’ın bazı sûrelerini tefsir etmiştir. Efgâni’nin Dehriyyün risalesini Arapçaya çevirmiştir. Daha sonraları Ezher idare meclisinde, şura meclisinde ve evkaf idaresinde vazife almıştır. Bu sıralarda meşhur Cemiyyet-i Hayriyye’i İslâmiyye’yi kurmuştur. Bu görevlerden sonra Binha, Zekâzik ve Abidin kadılıklarında bulundu daha sonra ise İstilaf Mahkemesinde müsteşar oldu. Hayatının son dönemlerinde Mısır müftüsü iken, kendi tabiriyle “hastalar yuvası” olan Ezher’i ıslah etmeye uğraştı.56 yaşında iken İskenderiye’de 1905 yılında vefat etmiştir.

Muhammed Abduh, tefsir haricinde, tasavvufa dair eserler de vermiştir. Ona tasavvufi-felsefi bir anlayış veren ve dini ıslahat yapma gücü kazandıran Celâleddin Afgânî olmuştur. Serbest düşünce ve yeni fikirleriyle siyasete atılmış içtimaî-ahlaki konularda da çokça yazılar yazmıştır.

Muhammed Abduh, “hayatım boyunca iki şey için uğraştım” der. Bunları şöyle sıralar:

1-Düşünceleri fikir taklidinden kurtarmak, dini gerçek yönüyle anlayarak selef-i salihin gibi olmak, müspet ilmin İslamdaki üstün yerini belirtmek, Batının terakkisine yetişmek için müslümanları gayrete getirmek ve müslümanları batının sömürüsünden kurtarmak.

2- Arap dilinin üslubunu düzeltmek, yazıyı anlaşılmazlıktan-sıkıcılıktan kurtarmak.

 

            Muhammed Abduh, eğitim ve öğretim yoluyla, halkı uyandırmak ve kalkındırmak ister der ki:

            “Benim asıl emelim Din-i mübinin salahıdır. Fakat korkarım ki; ehliyetsiz sarıklar ona zarar verecekler....”

O dünyanın öküz üzerinde onun da balık ve deniz üzerinde olduğunu yazan tefsircilerin görüşlerine karşı çıkar ve bunun Kur’ân’a yapılan bir cinayet olduğunu düşünür.

Muhammed Abduh, mezhepçilik ile taklitçiliğe itiraz ederek içtihadın serbest bırakılmasını terviç ile yeni ve bugünkü vaziyete uygun Kur’ân ve asıl sünnete istinat eden bir icma istemektedir. Fukahanın şeytani kurnazlıkları ile evliyanın kerametlerini ve diğer bidatları reddetmektedir. Fıkhın eskimiş içtihatları, yeni ve inkişafa müsait esaslar ile değiştirmiştir.

Muhammed Abduh’u takdir edenlerden biri de Mehmet Akif’tir. Akif Asım’da:

            Mısrın en muhteşem üstadı Muhammed Abduh

            Konuşurken neye dairse Cemaleddin’le

            Der ki tilmizine efganlı

                                               -Muhammed dinle

İnkilap istiyorum, baaşka değil, hem çabuk,

Öne bizler düşüp İslâm’ı da kaldırmazsak,

Nazariyyat ile bir şeyler olur zannetme!

O berahini de artık yetişir dinletme!

Çünkü muhtacı tezahür değil isti’dadın

-Şüphe yok, hakk-ı seçmuhileri var üstadın...

Gidelim her yere hatta şu bizim Sudan’a;

Yeni bir medrese tesis edelim Urban’a,

Daha üç beş de faziletli mücahit bulalım,

Nesli tehzip ile, i’la ile meşgul olalım.

....”

Nisa sûresine kadar olan ders takrirleri Mısır matbaasında basılmıştır. Alak ve Muavezeteyn sureleri hakkında da müstakil tefsirler yazmıştır.

GETİRDİĞİ YENİLİKLER

1-Mısır müftüsü olarak büyük yankıya sebep olan bir çok fetvalar vermiştir. Bunlardan bir kısmı şöyledir:

-Başına tokmakla vurularak güçsüz kalan hayvan, ölmeden kesilirse eti yenilir.

-Bin mezhepteki imamın başka mezhepteki imama uyması caizdir.

-Şapka giymek caizdir.

2-Semavi dinler arasındaki nefreti kaldırmak ve Avrupa’nın müslümanlar üzerindeki baskısını önlemek maksadına yönelik olarak, semavi din erbabını birbirine yaklaştırmak amacıyla bir dernek kurmuştur

3-Tefsirde çokça tartışma konusu olan yeni yorumlar getirmiştir. Bunlardan bazıları  şöyledir:

- İslama gölge düşüren ve bir oryantalistlerin dillerine doladıkları ve dil uzatmalarına neden olan Zeyd ve Zeynep meselesinde, bazı eski kaynakların fırsat verdiği rivayetleri ele alarak çürütmüş, hak bildiğini söylemekten ve eski yeni doğru bulmadığı her düşünceyi eleştirmekten kaçınmamıştır.

-Necm sûresinde geçen Garanik meselesi. Rasûlullâh’ın Kabe’de Necm suresini okurken, Şeytanın ilga ettiği “bu (putlar) garânitler yücedir; Şefaatleri umulur” diyerek bir parazit gibi girerek ekletmek suretiyle Rasûlullah’a okuttuğu ve bunun üzerine müşriklerin de müslümanlarla aynı anda secdeye kapandığı, bu hadisenin ise müşriklerin müslüman olduğu tarzında haberlerin yayılmasına ve dolayısıyla Habeşistan'’ göçenlerin gelmesine sebep olduğunu ifade eden rivayetlere karşı çıkmış ve bunları çürütmüştür.

-Teaddüdü zevcâtın, terki evla olan, ancak zaruret halinde caiz olan bir müsaade olduğunu söylemiştir.

-“Fîl” suresinde geçen “Onların üzerine, pişmiş çamurdan kızgın taşlar atan sürü sürü kuş gönderdik,...” âyetini tefsirinde; çiçek hastalığı veya vebaya askerlerin yakalandığını savunur. Bu hastalık ordunun üzerine düşen kuru taşlardan, Allah’ın rüzgarla beraber gönderdiği kuşlar ile olur. Bu kuşların sinek veya sivrisinek olduğuna inanmakta caizdir.

-“Gök ikiye yarılınca” âyetini, “nizamın bozulması” şeklinde izah eder. Onun bu izahı Kur’ân’ın manasına yakındır. Ancak tefsirinde tatbik ettiği yol ve kendi koyduğu kurallar göz önüne getirildiğinde, tafsilata girişmeden, “buna olduğu gibi inanılması gerekir” demesi gerekirdi. Abduh’un ortaya koyduğu uyulması gereken kaideleri yinekendisinin zaman zaman deldiğini görmekteyiz. Mikroplar, melâike ve cin hakkındaki görüşleri gibi. O, cinnîlerin meleklerden bir taife olduğunu yine meleklerin cismani bir temsille gönderilmesinin sahih olmayacağını iddia etmiştir. Buna mukabil, “Tartısı ağır gelene gelince, O, hoşnut olacağı bir hayat içerisindedir...” âyetini izah ederken, “O günde her şeyin hakkı ile verilmesi ilim yoluyla olur. Bunun yolunu biz bilemeyiz, biz ona imanla işin hakikatını Allah’a havale etmiş oluruz” der. Diğer müfessirlerin getirdiği izahlara itiraz ederek: “Halbuki, teraziyi iki kefeli ve dilli yaptıktan ve kefenin büyüklüğü (semavat ve arzın tabakaları kadar diye) de kefenin büyüklüğünü tayin ettikten sonra, geriye mahiyeti hakkında ne kaldı ki, onu da Allah7a havale ediyorlar.” der.

 

TEFSİRLE İLGİLİ ESERLERİ

1-     Sûretü’l-asr Tefsîri: Tunus’a gittiğinde konferans olarak vermiştir.

2-     Amme Cüzü Tefsiri: “Cemiyyet-i Hayriyye-i İslâmiyye’nin açtığı okullarda okutulmak üzere sade bir dille hazırlamıştır.

3-     Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm: talebesi olan Reşit Rıza, hocası Abduh’un ders notlarını tutarak hazırlamış, Muhammed Abduh bunu daha sonra gözden geçirmiştir.

 

TEFSİRİNİN ÖZELLİKLERİ:

1-     İsrailiyyata yer vermemeye dikkat eder,.

2-     İctimâî noktalara ağırlık vererek izahatta bulunur,

3-     İslam ile toplum-medeniyet arasını uzlaştırmaya çalışır,

4-     Geçmişin saplantılı fikirlerinden elden geldiğince kaçınır.

 

TEFSİRİNİN TASVİP EDİLEN YÖNLERİ:

1-     Mezheplerin tesiri altında kalmaması,

2-     Tefsirini israiliyattan temizlemeye çalışması,

3-     Nasslara bağlı kalması,

4-     Kur’ân’ın müphemlerini tayine gitmemesi,

5-     İmân’ın mebdei üzerinde durup, tafsilat ve cüziyyattan kaçınması, gaybi şeyler hakkında sahih şer’î naslardan bilinenlerden gayrısına cüret etmemesi,

6-     Belağat ve icaz ölçüleri içinde, ilahi kitabın yorumlanması, tefsirin bariz vasfı olarak görülmesi,

7-     Münasip olan yerlerde İslam milletinin müşkillerini ve bütün milletlerin sıkıntılarına deva olacak esasları açıklaması.

8-     Sağlam nazariyelere dayanan ilmin, ispat ettiği şeylerin, Kur’an’la mutabakatı üzerinde durması,

9-     Bütün bu kabul edilebilecek hususları teşvik ve cezbedici bir üslupla kaleme alması,

 

TEFSİRİNİN KABUL EDİLMEYEN YÖNLERİ.

1-Akla çok geniş yer verilerek, mutezileye yaklaşılması ve bazı Şer’i hakikatlerde mecaz ve te’vile gitmesi,

2- Bazı sahih hadisleri muteber saymaması,

3- Haberi vahitleri özellikle akait konusunda kabul etmemesi,

4-Bazen Kur’an lafızlarının manalarını Kur’ân’nın nüzulü esnasında Araplarca bilinmeyen bir şekilde nakletmesi.

 

KAYNAKLAR:

Osman Emin, Muhammed Abduh, Mısır 1944.

Goldziher, Mezâhibü7t-Tefsîri’l-islâmî, Mısır 1955.

Şemsüddin ez-Zehebi, et-Tefsîr ve’l-müfessirûn, Kahire 1961.

İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usûlü, ankara 1989.

Osman Keskioğlu, “Muhammed Abduh”, AÜİF, Yıl 1990, cilt 18, Ankara 1990.

Tefsir Tarihi, Cevdet Bey. Ts. Ankara.

Ali Turgut, Tefsir Usulü ve Kaynakları, İstanbul 1991.

 

                                                                                                          FATMA KÖKSAL

Yorum Yaz