MİRAÇ KANDİLİ

MİRAÇ

 

Bundan 14 asır evvel, hicretten yaklaşık 1.5 yıl önceydi. ResulÜllah (sav) efendimiz, Mekke insanın inatçı direnişi ve o yıllarda çok sevdiği bazı yakınlarını kaybetmesinin verdiği üzüntü içinde, Allah’ın dilemesi sonucu Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksâ’ya, oradan da ufuku alâya varan, Allah’ın ayet ve kudretini müşahade buyurduğu bir yolculuk yaptı.

Hz. Peygamber efendimiz, İslâmın sıkıntılı günlerinde, Mekke’de çok sevdiği eşi Hz. Hatice validemiz ile kendisini her zaman himaye eden, çok değer verdiği amcası Ebu Talib’i kaybetmişti. Bu sıralarda, Mekke yakınlarındaki Taif şehrine gitmiş, oranın halkını İslâma davet etmek istemişti. Fakat Taif halkı bu davete uymadığı gibi, Hz. Peygamberimizi üzerek, rencide ederek, hatta taşlayarak kovalamışlardı. Buradan da boynu bükük ve  mahzun dönmüştü. İşte Miraç olayını anlatan kaynaklar, Hz. Peygamberin bu acılarının bir nebze olsun hafifletilmesi için, teselli maksadıyla meydana geldiğini  naklederler.

Miraç hadisesi, Recep ayının 27. gecesi meydana gelmiştir. Recep ayı, gerek İslâmdan önce, gerekse İslâmdan sonra mübarek bilinen bir aydır. Araplar İslâm öncesi Recep ayında kendilerini emniyette sayarlar, bu aylarda savaş etmez, barış ilân ederlerdi.

         İşte böyle bir ortamda; Allah Resulü Hz. Muhammed (sav), Ümmü Hâni’nin evinde yatmakta iken, yatağından kaldırılıp, Kabe’ye getirilmiş, Hicr-i İsmail’den alınarak İsra ve Miraç yolculuğuna çıkarılmış, yatağı soğumadan avdet eylemiş, yani geri getirilmiştir. Bu olay, insanoğlunun tâbi olduğu, zaman mekân mefhumlarının bir noktada eridiği, Allah’ın ilim ve iradesi ile vuku bulan bir yolculuktur.      

       İsra veya Esra; gece yolculuğu demektir.  Allah (cc) bu ismi verdiği surenin ilk ayetlerinde bu hadiseyi şöyle anlatıyor;

 

“Kulu Muhammed’i, bir gece Mescid-i Haramdan, bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” (İsra:1)

                İsra suresinin ilk ayetleri, İsra olayını anlatmakta olup, şekli ve zamanı hakkındaki bilgileri hadisi şerifler haber vermektedir.

               

 

Mekke ile Kudüs  arası bir aylık mesafedir. Aksa; çok ırak, uzak mesafe demektir. Ayette bu isimle anılması mesafenin uzaklığını göstermek içindir. Ayette geçen (     ) LEYLEN kelimesinin nekreli oluşu ise; zaman açısından kısalığı ifade eder. Yaz günlerinin uzun bir gününe rastlayan Miraç yolculuğu karşısında o günün insanı hayrete düştü. Bu nasıl olur, böyle bir şey imkansız, olamaz, dediler. Birçoğu inanmakta tereddüt etti. Ancak, Hz. Ebubekir (ra) gibi, gönlü Peygamber sevgisiyle dolu, metanetli bir insana, İsra olayı haber verildiğinde, gayet sakin  bir eda ile ;  “ Muhammed  söylüyor ise, 

doğrudur.” Diyerek, sıddıyk ünvanını almıştır. Hz. Ebubekir, Hz. Peygamber’in miraca yükselişini duyar duymaz, kenidini tutamayarak şöyle demiştir;   Ben bir katre idim derya oldum,

               Bilmem ki peygamber ne oldu?

         Hz. Peygamberimiz buyururlar ki; “Miraç yolculuğuna çıkışımı Kureyş’liler yalanlayınca; “Allah benim, Beyt-i Makdis ile aramdaki mesafeleri kaldırdı. Müşrikler beni sınamak için ne sordularsa; Mescid-i Aksâ’ya bakarak, onun nişanelerini haber vermeye başladım.”

         Miraç’ın iyi anlaşılabilmesi için, Allah Resulü Hz. Muhammed (sav)’in iyi anlaşılması gerekir. Onu anlamak için de, ona kulak vermek gerekir. Onu iyi anlamaya çalışan biri duygularını şöyle ifade ediyor; Ey! Bir günlük dünyada susuzluk çeken insan,

 Haberin yok mu senin, Muhammed pınarından,

 Bilesin ki, gün bu gün, fayda yoktur yarından,

 Var tez doldur testini, Muhammed pınarından.   

Ey! Dünya dergahında, rehber arayan insan,

Haberin yok mu senin,Muhammed kapısından,

Var tez çal o kapıyı, kurtul ölüm yasından,

Çünkü, kimse boş dönmez, Muhammed kapısından. (C.N.)

         Miraç, Hz.Peygamber efendimizin hayatında vuku bulan müstesna olay, Onun şahsında kıyamete kadar, insanlara nasip olan, sohbet ve buluşma izni, Ulu Rabbin davetiyle gerçekleşen kutsal seyahat, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya yapılan gece yolculuğudur İSRA. İlahi asansörle, mukaddes randevuda buluşma yeridir MİRAÇ.

 

Mekanların kat kat kısaldığı, mesafelerin ortadan kalktığı, zaman mefhumunun silinip yok olduğu hadise, İlmi buluşlara, çağlara ve çağlar ötesine de ışık tutan büyük mucize, Yüce Allah’ın “habibim” hitabına lâyık gördüğü peygamberine 5 vakit namazın farz kılındığı bir gecedir MİRAÇ GECESİ; Namaz bizlere Mirac’ın hediyesidir. Dikkatli ve huşu ile kılınan her namaz, mü’min için miraç olur. Bu gece ile ilgili olarak, Süleyman ÇELEBİ Hazretleri şunları söylüyor; “Senki miraç eyleyüp ettin niyaz,

         Ümmetin miracını kıldın namaz,

         Her kaçan kim bu namazı kılalar,

         Cümle gök ehli sevabın alalar,

         Çünkü her türlü ibadet bundadır,

         Hakka gurbiyyetle vuslat bundadır.

         Sıdk ile beş vakit olundukça eda,

         Elli vaktin ecrini eyler hak ata “ demektedir.

Bakara suresinin son ayetleri ile İslâm akidesinin tamamlandığı ve mü’minlere cennetin vaad olunduğu bildirilmiştir. “Amenerresulü” diye anılan bu mübarek ayetler, Miraç gecesinde Peygamberimize vasıtasız şekilde vahyolunmuştur. Resulüllah’ın hadislerinde övülmüş, her zaman, özellikle yatmadan önce okunması tavsiye edilmiştir. Bir hadis-i Şerifte ise ;”Bu ayetlerin geceleyin yatmadan önce okunması, kişiye yeter” denilmiştir. Bu sebepten, yatsı namazından sonra, camilerimizde okunması, güzel bir gelenek halinde devam etmektedir. Ayrıca; Allah’dan başkasına kulluk edilmeyeceği,

 Yoksula, yolda kalmışa yardımın övüldüğü,

 Evlât hayatının saygıdeğer olduğu,

 Fuhşun ve zinanın tehlikeli olduğu,

 Verilen sözde durmak gerektiği,

 Ölçü tartıda itinalı davranmak gerektiği,

 Bilgimiz olmayan şeylerin ardına düşmenin sakıncalı olduğu,

 Gurur ve kibirin insana yakışmadığı... gibi hususları içinde ihtiva eden İSRA suresi hakkında bazı alimler, bu sure cemiyetin idamesi için yeterlidir. Kur’an nazil olmasaydı, sadece İsra suresi nazil olsaydı, cemiyetin idamesi için yeterli olurdu, demişlerdir. Kısacası bu prensipler, toplumun ahlak ve fazilet kurallarını ihtiva eder.

 

İslâmın ilk sıkıntılı günlerinde nazil olan İsra suresi, İslâmın yüceleceğine işaret etmiştir.

Bir gönül eri Hz. Peygamberimizi ve Miraç olayını şu dizeleriyle anlatıyor; 

Arşın kubbelerine adı nurla yazılan,

İsmi semâda Ahmet, yerde Muhammed olan,

Yedi katlı göklerde, Hak cemâlini bulan,

Evvel ahir yolcusu, Ya Hazreti Muhammed.

Miraç gecesi bir bir, açılıyorken gökler,

Seni selâmlıyorken, her katta peygamberler,

Öyle bir an geldi ki; durdu bütün melekler,

Hak’ka yalnız yürüdün, Ya Hazreti Muhammed.

Sana şahit sonsuzlar, ezelden beri her an,

Sana şahit ayetler, her zerre ve her mekan,

Senden uzak kalmaya, nasıl dayanır ki can?

Sen, her canda canansın, Ya hazreti Muhammed.(C.N.)

Allah Resulü Hz. Muhammed Mustafa (sav)’nın sevgisi gönüllerimizin gıdasıdır. Rivayetlere göre GÖKYÜZÜ ile YEYÜZÜ iddiaya girdiler. Gökyüzü dedi ki; “Yağmur bizden iner. Dünyayı aydınlatan güneş, meyvelerin rengini veren yıldızlar, lezzetini veren ay bizdedir. Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail bizde; Beytül Mamur, Arş-ı Azam, Levh-ü Kalem, Sidretü’l Münteha hepsi bizde, onun için ben yeryüzünden daha üstünüm, daha şerefliyim der.

Yeryüzü mahzun olur, üzülür, fakat; ilham yoluyla şöyle söylettirilir; “ Ey gökyüzü! Bütün sizlerin yaratılmasına vesile olan iki cihan güneşi Hz. Muhammed Mustafa (sav) bizde doğacak, bizde büyüyecek ve bizim toprağımızda Medine-i Tahire’de yatacak. Sen alemlerden bahsediyorsun, alemlerin efendisi bizde” deyince;

Bunun üzerine gökyüzü ağlamaya başlar ve şöyle nida eder; “Ya Rabbi! “Habibim, sen olmasaydın kainatı yaratmazdım” dediğin Resulün, ne olur, bir gün beni de şereflendirsin, bir gün bana uğrasın” diye dua etti. İşte mirac’ın sebeplerinden biri de budur, denilmektedir. Peygamber sevgisi, sadece insanları değil, canlı cansız bütün kainatı kuşatmıştır. Şairlerimizden biri Hz. Peygamberi şöyle anlatıyor;

Sidret-ül münteha’larda ümmetin için çırpındın,

Mirac’ınla yaşayanlar nasıl öğünmez Efendim...

Cebrail selâma durdu, cümle Peygamberler dahi,

Arşı Âlâ’da sevdanın sırrı okunmaz Efendim...

Kusursuz Nebi’ler geldi geçtiler fani dünyadan,

Hiçbirisi ümmetine bu kadar yanmaz Efendim...

Son dua’nı bizim için saklıyorsun haşre kadar,

Himmetinden mahrum kalan nasıl döğünmez Efendim...

(Mehmet H.Öcal,Na’tlar, s.77)

İsra’da  varılan yer, ilk kıble mahalli Mescid-i Aksa’dır. 16 ay oraya yönelinerek namaz kılınmıştır. Allah’a ibadet için yapılan yeryüzünün 2. mescididir.  Yakup (as) temelini atmış, Süleyman (as) tamamlamıştır. Hz. Musa ve Hz. İsa gibi peygamberlerinde Miraçlarında yol uğrağı olmuştur. Battalgazi, 27 Recep, Hicri 583’de fethetmiştir. 13 asır ehli İslâmın elinde kalmış müstesna bir kenttir. İnsanlık tarihi boyunca Peygamberlerin yaşadığı, sahabenin ayak izlerinin bulunduğu, peygamberimizin miraca çıktığı, uğruna nice canların feda edildiği ve Mesci-i Aksâ’nın süslediği KUDÜS şehri bu gün silahların konuştuğu, kanların akıtıldığı, bir belde haline dönmüştür. Bu toprakları,  yeniden emin belde haline getirmek yine mü’minlerin görevidir.

Hz. Peygamber (sav)’in miraca yükseldiği, Hz. Ömer (ra)’in müslümanlara hediye ettiği, hiristiyan ve musevilerin paylaşamadığı, yüzbinlerce insanın uğruna toprağa düştüğü kutlu şehir Kudüs. Yavuz’un Osmanlı topraklarına katmasıyla tam 401 yıl huzurun hakim olduğu belde. Binbir entrikayla bizden koparıldıktan sonra bir daha yüzü gülmeyen şehir. Şimdi sokaklarında kan akan bu şehir, Osmanlı’nın kendine sunduğu huzuru arıyor. O günlerde Osmanlıya ihanet edenler, şimdi bunu Kudüs’e bakınca daha iyi anlıyorlar.

         Yavuz, 30 Aralık 1516 günü Kudüs’e girdiğinde, Mescid-i Aksa’da iki rekat namaz kılarak, mukades mekanları gezmeye başladı. Her yerden padişahı yücelten alkışlar ve tezahüratlar yükseliyordu. Ama padişah bu kutsal mekanlara saygısızlık olmasın diye,kendisini alkışlayanları susturdu.  Bu hareketiyle alimlerin ve Kudüs halkının sevgisini ve takdirini kazandı.

Aslında Kudüs’ün kaderi Tanzimat dönemiyle birlikte değişmeye başladı. Çünkü, Tanzimat fermanı devletin içine düştüğü acziyeti gösteren bir belge olarak tarihe geçti. Bu ferman çöküşü resmileştirmekten başka bir işe yaramadı. Çeşitli diplomatik oyunlarla Avrupa’lılar 1877 de Kudüs’de konsolosluklar açtılar. Avrupa ülkelerinin desteklediği yahudi göçleri, şehrin nüfus yapısını değiştirmeye başladı.

         29 Ağustos 1897’de İsviçre’nin Basel şehrinde toplanan “Dünya Siyonist Kongresi” bir dizi faaliyeti yürürlüğe koydu. Bu program, Filistin’in bir “Yahudi Milli Yurdu” haline getirilmesi kararlaştırılmıştı. Bu tarihte Filistinde sadece beşbin kadar yahudi vardı. Böyle bir nufusun devlet kurması hayaldi. Osmanlı’dann göç imtiazları almak için çalıştılar. Rusya’da yahudi katliamları başladı. Sultan Abdül Hamid’den izin istendi. Fakat ondan bu izinlerini alamadılar. Bir sürü iç karışıklıklardan sonra, Araplar kışkırtıldı. Ortadoğuda barış ve huzur ortadan kalktı. Siyonistler Abdülhamid’e yaptıramadıklarını Jön Türkler ve İngilizleri kullanarak başardılar. 1920-1947 yılları arasında dünya siyasi dengelerini kullanarak İsrail devletini olgunlaştırdılar. 1947’de bağımsız İsrail devletini kurdular. Bundan sonra o bölgeye yakın 19 arap ülekesi din ve ırk birliğine rağmen, hep birbiriyle kavgalı oldu.  Hiçbir zaman Osmanlı çatısı altındaki 400 senelik huzuru bulamadılar.

 

Küdüs Mescid-i Aksa ziyaretimde yaşadığım şu olayı hiçbir zaman unutamam.....

         Yine şairlerimizden biri Miraç olayını şu dizeler ile özetliyor;

Bil yükseğe çıkmaktır, bir manası Mi’RAC’ın

Bir olduğu söylenir, Mİ’RAÇ ile İSRA’nın

                   Oldukları bir gece Hazreti Cibril gelir

                   O gün günlerden Cuma ve aylardan Recep’tir.

Yirmiyedinci gece hem Receb-i şerif’in

Cebrail, Muhammed’e (DAVETLİSİN) der  bilin.

                   Bundan sonra birlikte yükselirler göklere

                   Her katında uğrarlar başka Peygamberlere.

Cebrail daha sonra cenneti cehennemi

Hazreti Muhammed’e gezdirerek gösterdi.

                   Sidretül Münteha’ya geldikleri vakit de

                   Cebrail’i gördü hem bütün heybeti ile

Ben buradan bir adım içeri atamam

Yanarım-kül olurum adım atacak olsam.

           Sadece sana mahsus bundan sonrası artık

Ya Muhammed! Rabbinin varıp huzuruna çık.

Peygamber efendimiz Refref’e bindi bu kez,

Refref ne diye sorsan, akıllar idrak etmez.

         Kimi aşk demiş buna, kimi Allah’ın nuru,

         Allah’ın ilmindedir bil ki işin doğrusu.

Aradan kalktı perde Habib gördü, Mahbub’u,

Aşık, Mâşuk’u ile bî lâfz, bî savt konuştu.

         Her kim Mirac dilerse Cenab-ı Allah ile,

         Beş vakit namazını kılmalı huşu ile.

                                                                                          (Ahmet ARITÜRK, Na’tler, s.196-198)

Miraç kandilini, mü’mine yakışan iman dolu bir ruhla değerlendirmek gerekir. Bu gece, Kur’an’lı ve namazlı geçmeli, İnsanlar sevilmeli, kırgınlıklar giderilmeli, muhabbet ve sevgi çiçekleri daima açmalı, Allah’ı çok anmalı, iyi ve güzel şeylerle meşgul olun-malıdır. Zaten, bu gece ile ilgili inen İsra suresinin 52. ayetinde, Rabbimiz; “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler” buyurmaktadır. Dolayısıyla güzel söz, tatlı dil ve güler yüzle insanlık ve medeniyetin örneklerini etrafımıza sergilememiz gerekmektedir. 

Yüce Allah, gecemizi mübarek eylesin.

İlâhi! Bize göz aydınlığı, deryalar gibi gönül genişliği, Başkalarına yardım etme alışkanlığı ve Muhammed’in güzelliğinden kalma tebessümler ver. Bizi, cimrilikten, öfkeden, kıskançlıktan, kendini beğenme hastalığından koru. Geçmiş ve gelecekteki bütün mü’min kardeşlerimizi sevmemizi nasip eyle. Bizi sevmeyen ve bize acımayan insanları başımıza musallat etme. Sevdiklerini sevebilmeyi bizlere nasip eyle.

         Allah’ım senin rızan için toplandık, senin rızan için el açıyoruz. Buradan dağılmadan bizleri günahlarımızdan çıkar ya Rabbi.

Şu anda, bu mübarek gecede, ellerini semaya açmış, (amin) diyen bu kardeşlerimizi yarın kıyamet gününde mükafatsız bırakma yâ Rabbi.

Resulüllah’ın arşı alaya yükselişi gibi, bu miraç gecemizi, İslâmın yükselişine, insanların mutluluğuna, acıların bitmesine, huzurun gelmesine vesile eyle ya Rabbi.

          Amîn.. Ve selâmün âlel mürselin, Velhamdülillâhi rabbil âlemin.

 

                Mehmet KANTARCI                                                                    

Yorum Yaz