İSLAMDA MİRAS VE CİNSİYET AYIRIMI

          Miras ayetlerindeki farklı pay oranlarının cinsler ayrılığı açısından sosyolojik değerlendirilmesi

          Miras ile ilgili âyetlerin nüzul sebebine baktığımızda şu hadisleri görüyoruz:

        Buhâri ve Müslim’de, Câbir b. Abdillah’tan onun, şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Allah’ın Resûlü ile Ebu Bekir, Seleme oğulları yurdunda bulunduğum bir sırada yaya yürüyerek ziyaretime geldiler. Peygamber (sav.) benim hiçbir şeyin farkında olmadığımı görünce su istedi, ondan abdest aldı. Daha sonra da üzerime o sudan serpti, kendime geldim ve şöyle dedim: ‘Malıma ne yapmamı emredersiniz ey Allah’ın Resûlü?’ Bunun üzerine Yüce Allah’ın: ‘Çocuklarınızın (mirastaki) durumu hakkında Allah size şöyle emir buyuruyor: Erkeğe iki dişinin hissesi kadar vardır’ buyruğu nazil oldu. 

      

      Bir başka rivâyette ise nüzul sebebi olarak bir başka hadîsi görmekteyiz:

İmam Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde, Hz. Câbir’in; şöyle dediği rivâyet edilmektedir: “Sa’d b. er-Rebî’in hanımı, Rasulullah (sav)’in yanına gelerek şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resulü! Bunlar Sa’d b. er-Rebî’in iki kızıdır, babaları seninle birlikte Uhud günü şehit düştü. Amcaları da bunların mallarını aldı ve onlara mal namına hiçbir şey bırakmadı. Bunların malı olmadığı sürece de kimse onlarla evlenmez.’ Bunun üzerine Hz. Peygamber: ‘Allah bu konuda hüküm verecektir.’ dedi arkasından miras ayeti nazil oldu. Rasulullah (sav) kız çocukların amcalarına haber gönderip şöyle buyurdu: “Sa’d’ın iki kızına malın üçte ikisini, annelerine sekizde birini ver, geri kalanı da seninidir.”

 

       Mirastaki kaide şudur; “Her ne zaman ana-baba bir erkek, ve kız evlatlarla birlikte mevcut olursa, erkek için iki dişinin hissesi kadar pay vardır. “

 

       Yüce Allah, Miras Hukukunda teferruatta değişmekle birlikte, genel olarak erkeğe kadının payının iki katını tahsis etmiştir. Bu son derece güzel ve hikmetlidir. Ancak İslam Miras Hukukunda kadınlara, erkeklerin aldığının yarısı kadar pay verilmesi tenkitlere konu olmuştur. Bu durumun haklılığını veya haksızlığını tartışan kimselere öncelikle İslamın bir bütün; bir nizam olduğunu, onun tümüyle yaşanması gerektiğini belirtmek faydalı olacaktır. İslamın miras ile ilgili hükümlerini İslam dışı bir yaşayış içinde düşünerek hakkında karar vermek ilmi ve fikri ciddiyetten uzak, seviyesiz bir itiraz olur. Günümüzdeki laik hukuk içerisine İslamın sadece miras hükümlerini getirecek olursak bu elbette haksızlık olacaktır. Çünkü laik hukukta kadın da erkek gibi; aileye maddi katkıda bulunmak, evlilik öncesinde ve evlilik süresince çeşitli maddi yükümlülüklerle sorumlu tutulmak durumundadır. Yükümlülükler, aynı olduğuna göre aynı payı almaları kadına verilmiş bir hak olarak görülemez. Yani mirasın paylaştırılması, tüm varisleri, tüm bölüşüm tarzlarını ve herkesin menfaatini dikkate almayı gerektirmektedir. Mesela bir erkek çocuğu ve iki kız çocuğuna sahip bir ailede, dul annenin bakımını kız çocuklardan biri üstlenmişse, erkek çocuğun neden mirastan daha fazla pay alması gereksin.

 

       İslam Hukuku mirasta bazı istisnalar hariç, kadına erkeğin yarısı kadar hisse vermektedir. Ancak kadının bu hisseyi harcamakla görevli olduğu hiç kimse yoktur. Mirasta kadına, erkeğin aldığı payın yarısı kadar miras verildiği durumlar da dengeye riâyet edilmiş, gelir ile harcama yükümlülüğü arasında âdil bir dengeleme yapılmıştır. Kadın, bekar olsun dul olsun; eş olsun, ana veya kardeş olsun; nafakasını temin, yakını olan bir erkeğin borcudur. Ayrıca düğün masrafı, mehir verme ve diyet erkeğin yükümlülüğü içinde bulunduğu gibi, askerlik görevi de birinci derecede erkekle ilgilidir. Örnek olarak biri kız diğeri erkek iki kardeşi alalım; Babaları ölmüş, 120 milyon miras bırakmış olsun. İslam Miras Hukukuna göre bunun 80 milyonunu oğul, 40 milyonunu da kız alacaktır. Kızın aldığı 40 milyon kendisine aittir; Bundan harcama yükümlülüğü oldukça sınırlıdır. Evlenirken müstakbel kocasından mehir alacaktır. (40 milyon aldığını farz edersek parası 80 milyona çıkacaktır.) Askerlik yükümü bulunmadığı için savunma vergisi vermeyecek, işini gücünü bırakıp askere gitmeyecektir. Geçimi kocasının üzerine olduğu için malvarlığını aynen muhafaza edebilecek, isterse ticaret vb. ile çoğaltacaktır. Erkek ise evlenirken masraf edecek, eşine mehir verecek, evlendikten sonra evin giderlerini karşılayacak, askerlik yapacak, diyet ödeyecek ve akrabasından muhtaç olanların nafakalarını verecektir. Bu iki ihtiyaç tablosu karşılaştırılınca kız evladın, erkek evlattan daha kazançlı ve daha avantajlı olduğu açıkça görülmektedir. Çünkü erkeğin harcamak, bakmak yükümlülüğü, ticaretle uğraşmak, kazanç sağlamak ve bu uğurda türlü zorluklara katlanmak sorumluluğu vardır. Erkeğin bu bakımdan ihtiyacı söz konusudur. Dolayısıyla bir dişinin aldığının iki katının ona verilmesi daha uygundur. Şu halde kadının mirasının erkeğe oranla az olması, kadının “insanca yaşamak için gerekli maddi vasıtalara sahip olabilme insan hakkı” nın erkeğe oranla daha sınırlı olduğunu değil, kadının bu insan hakkının, “kendisinin nafaka alacaklısı kılıp borçlusu kılmama” yolu ile tamamlandığını ve güvenceye bağlandığını gösterir. Öyle ise burada kadının insan hakları açısından mağdur edilmesi değil, “aksine, “özel olarak korunması” söz konusudur.

Halbuki mirasta kadınların payı daima erkeklere nispetle yarı değildir. Mesela çocukları ve ana babası bulunan birisi vefat ettiğinde mirasın altıda birerini anası ile babası alır; Dede ve ninenin de –varis olduklarında- durumları aynıdır. Ana bir kardeşler birden fazla ise, mirasın üçte birini kadın-erkek eşit olarak paylaşırlar. O halde erkek her durumda ½ oranında mirastan pay almaz . Örneğin ana baba ile birlikte ölenin bir veya daha fazla erkek çocuğunun geriye kalmış olması durumunda ana babadan her biri mirasın altıda birini almak suretiyle eşittirler. Yani ana olarak kadının payı, babanınkine eşittir.Yine ana baba ile birlikte, ölenin iki veya daha fazla kız çocuğunun geriye kalmış olması durumunda yine hüküm aynıdır. Ana baba ile birlikte, ölenin geriye tek kızının kalmış olması halinde de ana ve baba altıda bir pay alır. 

       Buradan da biz şu sonucu elde ediyoruz ki: ihtiyaç esas alındığı için kadın ve erkek arasındaki oranlarda böyle bir fark vardır. Mirasın dağılımında küçük paylarda ise eşit pay verilmiştir.

       Ancak bir kısım müfessirler, mirastaki farklı oranı değişik şekilde izah etmeye yönelmişlerdir. Örneğin, Mehmet Vehbi Efendi şöyle bir açıklama getirmiştir: “Şu kadar ki oğlanın akılda ve hüsn-ü tedbirde ve taat üzeöre kuvvet ve kudrette ve imamete ehliyette ve cum’a ikamesinde ve cihada hazır olup âdâ’yı dine müdaafaada kız evlat üzerine fazilet ve meziyeti olduğundan, oğlanın terekeden nasibi kızın nasibinin iki mislidir. Yine Mahmut Ustaosmanoğlu daha ziyade derleme yaptığı tefsirinde yukarıda söylediğimiz haklı nedenlerin yanı sıra bir de şu sebepleri ilave etmiştir. “Kadın, aklı az şehveti ise çok olan bir varlık olduğundan çok mala kavuştuğunda bunu kötü yerlere kullanarak büyük bir fesat meydana getirebilir. Erkek ise, aklı tam ve iradesine sahip olduğundan onun kavuşacağı büyük mal, çok menfaatli işlere vesile olabilir... Erkek aklının kemalinden dolayı mala, camii, medrese yapmak, fakirlere yardım etmek,yetimlere dullara bakmak, gibi dünyada kendisine güzel övgü, ahirette ise büyük sevaplar kazandıracak hayırlara harcayabilir. Zira o, insanlarla içli dışlı olduğundan bu gibi hayır müesseselerini arayıp bulma imkanlarına sahiptir. Kadın ise insanlarla az karışıp görüştüğünden bu gibi imkanlara sahip değildir... Rivayete göre Cafer-i Sadık (RA) hazretlerinden bu mesele sorulduğunda: ‘Havva (AS) yasak ağaçtan bir avuç buğday alıp yedi, bir avuç daha alıp sakladı, sonra bir avuç daha alıp Adem (AS)’a verdi. O kendi nasibini erkeğin iki katı yapmaya kalkıştığı için Allah Teâlâ da işi tersine çevirerek kadının nasibini erkeğin yarısı yaptı.’ diye bir cevap vermiştir ki anlayabilenler için bu remzi ve temsili bir surette pek derin hakikatleri içine almaktadır.(* Altta Yıldıza bakınız)

       Yine bu konuda bir başka gerekçe olarak erkek egemenliğini pekiştirici bir düşünce olarak şöyle söylenilmiştir: “Konu toplum bazında düşünülünce, fertlerden çok, aileler arasında erkeğe ekonomik güç kazandıracak bir yapılanmanın hedeflendiği söylenebilir.” Hatta daha da ileri bir düşünce olarak kadına fazla mal vermenin onları azdırarak kocalarına karşı baş kaldıracağı da düşünülebilir.

       Halife Hz. Ömer, bir defasında cemaate hitap ederken, kadınlara mehirlerini çok vermemelerini, fiyatı pek yüksek tutmamalarını tavsiye edince, arkadan bir kadın ayağa kalkarak, “Ya Ömer! Allah bize veriyor da sen mi haram kılıyorsun? Allah Kur’ân’da: “Eğer bir zevceyi bırakıp da yerine bir başka zevce almak isterseniz, birincisine yüklerle altın (mehir) olarak vermiş olsanız bile ondan bir şey almayın” buyurmuyor mu? deyince, büyük Halife şu sözleri söyler: “Bu kadın isabet etti, Ömer hata etti.” demiştir. Kadının kazancının kadını şımartmadığına aksine hayırda diğer hanımlara nazaran daha önde olduklarına en güzel örnek, malını İslam yolunda harcayan Hz. Hatîce ve hayırda bütün mü’minlerin annelerini geçen, Zeynep bt. Cahş’tır.

       Ancak görülen odur ki erkekler yarım payı bile kadınlara çok görmüş bu hususta bile onların mirasına el uzatmışlardır. Osmanlıda günümüzdeki Yargıtay mahkemeleri görevini yapan İstinaf mahkemeleri kararları incelendiğinde, bozulan kararların daha ziyade “kadınlara az pay verilmesi” sebebiyle miras hukukunda olduğunu görmekteyiz. Oysa İbn Merdûye, Ebu Hurayre’den rivâyetinde Resulullah (sav): “Zayıf iki kişinin; yetimin ve kadının malından uzak durmanızı tavsiye ediyorum.” diye buyurduğunu söylemiştir. Gerçekten de insanın takvası yetimin hakkına, malına, ona karşı muameledeki riâyeti ile kadının haklarına karışı maruf bir tavır takınmasında ortaya çıktığı kadar hiçbir şekilde ortaya çıkmamaktadır.

       Miras ayetlerinde pay edilen haklar Allah tarafından takdir edilmiş paylardır. Yani mirasların taksimini Yüce Allah bizzat üzerini aldı ve hikmetine göre payları takdir etti. En faydalı ve yararlı bir şekilde taksim etti. Eğir iş insanlara bırakılsaydı, kendileri için hangisinin daha faydalı olduğunu bilemezler, hikmetsiz ve yersiz bir şekilde mal taksim ederlerdi. İşte bunun içindir ki yüce Allah şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir” insanlar için faydalı olanı bilir, takdir ettiği ve meşru kıldığı şeylerde hikmeti vardır.  

* Ancak şunu belirtmeliyiz ki, biz burada bazı görüşleri eleştiriken, yalnızca bu görüşleri eleştirmekteyiz. Kişinin bulunduğu toplum ve etkilendiği kültür onun düşüncelerine etki etmektedir. Dolayısıyla dini ve ilmi alanda çok önde, hatta tartışılması bile düşünülemeyecek yerde olan bazı alimlerin görüşlerini eleştirmemiz, onların ne değerini ne de yerini sarsamaz. Bu sadece bu konu ile alakalı olan görüşlerin bir değerlendirmesidir.  

FATMA KÖKSAL

 

NOT: Yazılan bu yazı, yalnızca bir makaledir.  İslamın yaşandığı bir dönem ile şimdi çarklardan bir kısmının yaşanmadığı bir dönem sebebiyle Miras hususunda fetva verebilecek bir makamda olmadığımı belirtirim. Konu ile ilgili fetva almak isteyen arkadaşlarımız Hayreddin Karaman gibi fıkıh bilgisinde uzman olan hocalarımıza danışmaları rica olunur.

 

Yorum Yaz