AİLE HAYATI

              AiLE HAYATI

 

Başlangıcı Hz. Adem ve Hz. Havva ile olan aile hayatı, her zaman bir kadın ve erkekten meydana gelmiştir. İnsanlığın temeli ailedir. Evlenip aile yuvası kurmak dinimizin müslümanlara yüklediği içtimai ve sosyal görevlerdendir. Evlenmek yüklenilmesi en ağır, şartlarının yerine getiril-mesi en zor olan Allah Resulünün bir emridir. Çünkü onun çok önemli sorumlulukları vardır.

 

Hz. Peygamber efendimiz evlilikte bereket olduğunu, hatta evlenmek için borca girmenin dahi meşru olduğunu haber vermişlerdir. Evlilikle din muhafaza edilir ve ahlâk güzelleşir.

 

Aile yuvası kuracak her erkek ve kadın, mesut olabileceği, arzu ve hayallerini gerçekleştirebileceği bir hayat arkadaşıyla, mutlu bir ömür sürmek ister. Evliliğe karar verilince, genellikle, söz kesilip, nişan yapılır.

 

Nişan; evliliğe hazırlanan tarafların birbirini daha iyi tanımalarına fırsat verir. Nişanlanacak kız ve erkeğin daha önceden birbirlerini görüp tanımaları şarttır. Bu dönem, evliliğin alt yapısını oluşturan, kurulacak yuvanın temellerinin atıldığı dönemdir. Nişan ve düğünlerde aşırı masrafa girmeden çeşitli etkinlikler yapılabilir. Özellikle evlilikte düğün yapmak sünnettir. Düğüne icabet gerekir. Düğünden maksat; gelen akraba ve dostlara, gücü nispetinde ikramda bulunmaktır. Düğünlerde neşeli olmak prensiptir. Haramlardan kaçınmak suretiyle eğlenmek de vardır.

 

İslamiyet gençleri hayata, ihtiyarları da cennete hazırlar. Maddi varlığımızla dünyaya, manevi varlığımızla da ahirete kavuşturur. Gençliği taşkınlıktan, ihtiyarlığı da bıkkınlıktan kurtarır. Gençliğe derki; İşte yeryüzü, baştan başa senin, bütün nimetlerinden faydalan. Ancak, seni yıpratacak, genç  yaşta solduracak her türlü taşkınlıktan sakın. İhtiyarlara da; belim büküldü, dizimde derman kalmadı diye sızlanacağına, evlatlarını müslümanca yetiştirdin mi? diye hesap sorar.

 

İslâm ve İslâmi meseleler bir nisan yağmuruna benzer. Nisan yağmuru balığın ağzına düşerse inci olur, pırlanta olur. Nisan yağmuru yılanın ağzına düştüğü zaman zehir olur. Günümüzde öyle sünnet ve evlilik cemiyetleri yapılıyor ki, bir kısmı, inci pırlanta misali, bir kısmı da zehir misali.

 

Aile; anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan meydana gelen en küçük insan topluluğudur. Evlenen çocuklar, yeni bir aile kurmak için evden ayrılırlar. Fakat ailelerinden kopmazlar. Böylece aileler, bir zincirin halkaları gibi, birbirlerine bağlanırlar. Aile milletin temelini oluşturur. Ailenin temeli de evliliğe dayanır. Evlilik ise; bir erkek ile bir kadının nikah bağı ile meşru bir şekilde yuva kurmalarıdır. Dinimiz evlenip yuva kurmaya büyük önem vermiştir.  Hz. Peygamberimiz; “Dünya varlık dünyasıdır. Onun en hayırlı varlığı ahiret hususunda kocasına yardım eden kadındır. Karısı olmayan kimse ne kadar zavallıdır. Kocası olmayan kadın da ne kadar zavallıdır.” (S.Had.172) buyurmuşlardır.

 

Dinin ve inancın korunması için evlilik önemli bir kalkandır. Yine Peygamberimiz; “Kul evlendiği vakit dininin yarısını tamamlamış olur. Artık gelen kısmını da Allah’a karşı gelmekten sakınsın.” (S.Had.174) buyuruyor. Dolayısıyla evlilik, mü’mini günahlardan koruyan önemli bir tedbirdir. Evlilik çağına gelen gençlere Hz. Peygamberimiz şu tavsiyede bulunmuştur; “Gençler, içinizden evlenmeye gücü  yetenler evlensin.  Zira evlilik gözleri haramdan daha çok korur.“ (S.Had.174) buyurmuşlardır.

 

Huzurlu bir aile yuvasının oluşturulması için, evlilikte tarafların birbirlerine karşı eşitlik prensibine riayet etmeleri gerekir.

 

Kız çocukları erkek çocuklardan daha çabuk olgunlaşır, yıllar ilerleyince de kadınlar, erkeklerden daha çabuk ihtiyarlarlar. Genel olarak durum böyledir. Bu sebeple evlenecek kadın ve erkek arasında muayyen bir yaş farkı bulunmalıdır. Kadın erkekten çok yaşlı olursa, iler ki yıllarda, kadın elden ayaktan düşünce, erkek kendini oyalayacak başka yollara tevessül edebilir. Erkeklerin evlenecekleri kadınlardan 3-5 yaş büyük olmaları idealdir. Evlendirilen gençlerinde, çocuk yaşta olmamaları, evliliğin ciddiyet ve sorumluluğunu bilebilecek yaşta olmaları gerekir. Ülkemizdeki genel kanaat, askerden gelince, okulu bitirince, bir iş güç sahibi olunca şeklindeki zamanlamalar güzeldir. Aralarındaki yaş farkları çok olursa, birliğin bağları gevşer. Kısacası, her evlenecek kişiler; mevkilerini, tahsillerini ve sosyal durumlarını dikkate almalıdırlar. “Kadın dört şey için nikahlanır. Malı, soyu, Güzelliği ve dini için. Sen dindar olanı seç ki, evin bereket ve mutlulukla dolsun” (S.Had.178) buyuran Sevgili peygamberimiz; “Kadını malı ve güzelliği için nikahlayan kimse, onun mal ve güzelliğinden mahrum edilir” buyurmuşlardır. Mal ve güzellik tercih konusu olabilir, ancak ilk şart olmamalıdır.

 

Hz. Ebu Talha (ra) müslüman olmadan evvel Ümmü Süleym (Rumeysa) adında sahabeden bir kadına evlenme teklifinde bulunur. Ümmi Süleym; Doğrusu bende sana hevesliyim. Ancak, sen kafir bir adamsın, ben müslüman bir kadınım, seninle evlenmem doğru olmaz, der.

Bunun üzerine aralarında şöyle bir konuşma geçer;

Ebu Talha; - Sana ne oldu Rumeysa? Altın gümüş ne kadar mehir istersen vermeye hazırım.

Rümeysa; - Ben altın ve gümüş aramam, bana puta tapmaktan vaz geçip müslüman olduğunu söylersen, mehir olarak senden hiçbir şey istemem. Bunun üzerine Talha; bana müslümanlığı kim telkin edecek? Dedi.

Rümeysa; Allah Resulü Hz. Muhammed, ona git, dedi.

Bunun üzerine Ebu Talha Hz. Peygambere gider, huzurda müslüman olur, Rumeysanın istekleri doğrultusunda nikahları kıyılır. Bu olay üzerine Hz. Peygamber şöyle der; “Gördüm ki cennete girmişim, önümde bir ayak sesi. Bir de baktım ki, Rümeysa” buyurdular.

 

Dindar olmayan bir kadınla İslâmi hayatın yaşanması zordur. Güzel ve zengin olup, ahlâkı iyi olmayan kadınla da huzurlu bir hayat devam etmez. Yine eskilerin şu sözü kulaklarımızda çınlıyor; “Güzelliğine güvenme bir sivilce yeter, zenginliğine güvenme bir kıvılcım yeter”

Ragıp paşanın hanımı bir gün şöyle der; Bülbül ile karga arkadaş olmuşlar, bülbülün şikayet etmesi gerekirken, karga şikayetçi olmuş. Kendisi güzel bir kadın olduğundan, kendini bülbüle, kocası Ragıp paşayı da kargaya benzetmek istemiş. Bu olay karşısında Ragıp paşa şöyle der;

“ Güzelin hulku da gerektir yarına;

   Yoksa çok suret yaparlar kilise duvarına.” Bir kadında yüz güzelliğinin yanında huy ve ahlâk güzelliği de olmalıdır. Yoksa, kiliselerin duvarları nice güzel Meryem resimleriyle doludur, ama hiçbiri gerçek Meryem değildir, der.

 

Allah Resulü, evlenecek delikanlılara; sen huyu güzel olanı, dini güzel olanı tercih et, yuvan huzurla, evin bereketle dolsun, buyurmuşlardır.

 

Aile  mutlaka bir nikah işleminden sonra teşekkül eder. Başka türlü bir araya gelişlere aile denilemez.

 

Düğünlerini yaptığımız gençlere şu tavsiyede bulunmalıyız; Evliliğinizle yeni bir hayata başladınız. Bu kutsal aile yuvasıdır.  Bu yuvada birbirinize göstereceğiniz her türlü davranış Allah tarafından değerlendirilecektir. Her güzel hareketinizle, büyük sevaplar kazanacağınızı unutmayınız. Bir bardak su ikramında, birbirinizin yüzüne tebessümle bakmanızda bile ibadet sevabı alacağınızı unutmayınız.

Sizin şimdiki durumunuz, sâkin bir denizde, sandalla yolculuğa çıkan iki kişiye benzer.  Belki ilerde, kayığa başkalarını da, yani küçük misafirlerinizi de alacaksınız. Dikkat ediniz, bu yolculuk her zaman sükunet içinde geçmeyebilir. Bazen rüzgar, bazen fırtına, bazen kar tipi olur. Deniz dalgalanır. Kayık büyük sarsıntılar geçirir, batma noktasına bile gelebilir. Allah korusun batacak olsa, içinde eşiniz ve çocuklarınızla birlikte boğulup gidersiniz. Böyle fırtınalı günlere evlilikte hazır olmak gerekir. Sıkıntılı ve bunalımlı günlerle ileride karşılaşacak olursanız, birlikte güç ve göğüs vermeye çalışınız. Sorumlu olduğunuz evlilik sandalını, batırmak değil, selâmetle kurtuluş sahiline çıkarmak lazımdır.  Bu da elbirliği ve gönül birliği ile olur. Sevgi, güven, fedakarlık ve Hoşgörü varsa, bu yuvayı kurtarırsınız. Bunları kaybetti iseniz, yuvanın kurtuluşu güçtür.  Dinimizde de zaten, yuva yapmak hedeftir, yıkmak değil.

 

Huzur ve mutluluğun temini için, birbirinizi çok seviniz, kusur ve hataları araştırmayınız. Çünkü; Mevlâna; “Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır” buyurur. Sırlarınızı da önünüze her gelenle paylaşmayınız. Günün birinde açıkladığınız sırlar, sizi büyük sıkıntıya sokar, mahçup ve pişman eder. Unutmayınız ki, sır sizde kalırsa, siz ona sahip olursunuz, onu açıkladığınız da o sizi esir alır. Büyüklerin söylediği gibi;

Söyleme sırrı dostuna,

Dostun söyler dostuna.   denilmiştir.

Aile mahremiyetini zedelememek kaydıyla eşlerin gülüşüp, şakalaşmalarında bir mahsur yoktur. Hz. Peygamberimiz hanımlarıyla senli benli olurdu. Aralarındaki sevgi bağlarını pekiştirecek ve yakınlığı arttıracak hiçbir davranışı onlardan esirgemezdi. Hz. Aişe’nin anlattığına göre, dokuz yıldan biraz fazla süren evliliklerinin muhtelif dönemlerinde, Hz. Peygamberle birkaç defa koşu yaptılar.

 

Bu koşulardan ilki bir sefer sırasında oldu. O zamanlar Hz. Aişe annemiz genç ve bir ceylan gibi çevikti. Bu sebeple efendimizle yapılan koşuyu o kazandı.  Aradan birkaç yıl geçtikten sonra. Yine bir sefere giderken Resül-i Ekrem Efendimiz, yanındaki Hz. Aişe’ye  “yarışalım mı?” diye sordu. Tenha bir yerde yaptıkları bu koşuyu, bu defa Hz. Peygamberimiz kazandı. Aişe’ye tebessümle; - Ya Aişe, bu vaktiyle kazandığın yarışın rövanşıdır” buyurdu.

 

Bir bayram günü sevgili Peygamberimiz, hanımı Hz.Aişe’nin, Medine’li bir kızla def çalıp eğlendiğini gördü. Hz. Peygamberimiz  hiç  ses  çıkarmadı.  Olayı  gören Hz. Ebubekir, kızı Aişe’yi ikaz etti. Bunun üzerine Hz. Peygamberimiz; Bayramlarda, düğünlerde veya özel günlerde kadınların kendi aralarında eğlenmesinde hiçbir sakınca olmadığını bildirdiler.

 

Bir ara İstanbul’a gelen İbrahim Hakkı Hazretleri, Erzurum Hasan-kale’de oturan hanımına bir mektup yazar, bu mektuptan bir alıntı aktaralım; “ İzzetli, hürmetli, hatırlı, gönüllü, mârifetli, şefkatli, şirin sözlü, melek yüzlü, oğlum annesi, gönlüm canânesi, inci tanesi Züleyha Hâtun huzuruna..” iltifat ve hürmeti görüyor musunuz. Birbirlerine bu kadar sevgi sözcüğünü söyleyen insanların hanesinde tatsızlık olur mu? Sıkıntı olur mu? Bir Hadis-i Şerif’lerinde sevgili Peygamberimiz; “Mü’minlerin iman yönünden en kâmil olanı, ahlâken en güzel olanıdır. Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı en iyi ve en nezaketli olanınızdır.” ( Miş.Mes,c.2,s202)

 

İslâma göre karı koca, birbirinden hak almak için çekişip duran iki zıt kutup değildir. Birbirini tamamlayan, yardım eden, destek olan, huzur ve moral kaynağı bir bütünün iki yarım parçalarıdır.  İslâma göre kadın; İzini alınmadan evlendirilemez. Miras, mülkiyet ve ticaret hakkına sahiptir. Din ve toplum hayatında yeri vardır. Şahsiyet sahibidir, ilâhi emirlere muhatapdır.

 

Evde birbirinizi güler yüz ve tatlı dille karşılamak ailenin temel anahtarıdır. Birbirinizden gizli işler yapmaya kalkarsanız, İtimat ve güveni yıkarsınız.  Geçimsizlik olduğunda bunun sorumlusu olarak, başkalarını aramayın. Anne baba veya kardeşleri katiyen sorumlu tutmayın. Mantıklı düşünürseniz, sorumluluğu kendinizde bulmanız  gerekecektir. Eşlerin  birbirlerine gösterdikleri sevgi ve saygı eşlerinin ailelerine de gösteril-melidir. En güzel diye bir şey yoktur. Elinizdeki imkânların en güzel olduğuna kendinizi inandırarak, onunla yetinmeyi bilmelisiniz. Küçük hatalar büyütülmemelidir. Bilinmelidir ki; büyük yangınlar, küçük kıvılcımlardan çıkar.  Küçük kıvılcımı bir bardak su ile söndürürsünüz. Ama yangın büyüdü mü, bazen itfaiye bile faydasız olur.

 

Evlilik insan hayatının yepyeni bir dönemidir. Hemen her gencin özlemi, anne babalarında çocuklarında görmek istedikleri bir mürüvvettir.  Çünkü; her canlı neslinin devamını ister. İlâhi kanun budur. Allah Teala canlıları bu istek üzere yaratmıştır. Dikkat çekicidir ki; şeytan itaatsizliği ve gururu yüzünden ilahi huzurdan kovulunca; tekrar dirilme gününe kadar, Allah’dan ömür istemiştir. Fakat, Adem ile Havva cennetten çıkarılıp, yeryüzünde buluştukları zaman, Allah’dan çocuk istemişlerdir. Yani, şeytanın ömür isteğine karşı, Adem ile Havva nesil istemişlerdir. Onlar nesillerin de yaşamasını dilemişlerdir. Buda gösteriyor ki,  öteki canlılar gibi insan,  neslinin devamını arzu etmektedir. İnsanlık şerefine yakışır biçimde neslin devamı nikah’la gerçekleşir. Bu sebeple nikah, ailenin temel bağı ve garantisidir.

Sahabeden İbn. Mesut (ra) hazretleri; “Ömrümden 10 gün kaldığını bilsem, bekar olarak Allah’ın huzuruna varmamak için evlenirdim” buyurmuşlardır.

 

Peygamber efendimizin de belirttiği gibi, nikahın en hayırlısı kolay ve külfetsiz olandır. Yani dünürlerin birbirlerine anlayış gösterdikleri ve güçlük çıkarmadıkları nikahtır. Bu sebeple bütün kardeşlerimizin, dini kural ve geleneklere uygun, israftan ve gösterişten uzak düğünler yapmalarını, kendi yararları açısından gerekli görür ve tavsiye ederiz. (İ..ÇAKAN,D.Hit.198)

           

İngiliz hanım bir Profösör, Üniversitede ki öğrencilerine şu konuşmayı yapıyor. Diyor ki; Şöhretlere erdim, ünvanlar kazandım, yazdığım kitaplarla birçok ödüller aldım, milletler arası bir çok konferanslara katıldım. Ama hiçbir zaman mesut ve mutlu olamadım.  İçimde bir boşluk, her zaman bir yalnızlık duydum.  Şimdi emekli oluyorum, köşeme çekilip, unutulup gideceğim.  Çünkü; ben bir yuva kuramadım. Eşim olmadı. Acımı ve sevincimi paylaşacak bir eş seçemedim. Bağrıma basacak evlatlarım ve çocuklarım yok.  Size tavsiyem odur ki; hayata atıldıktan sonra, mutlaka bir yuva kurun. İyi dürüst biriyle evlenin, diyor. Kur’anımızda; “Ey kadınlar, siz erkekler için bir örtüsünüz, erkekler de sizler için bir örtüdür”  Demek ki; Allah, iki cinsi birbiri için yaratmıştır. Birbirlerine yar ve yardımcı olsunlar diye. Sevgi, saygı ve muhabbeti aralarında yaşatsınlar diye.

 

Büyük şairimiz Yahya Kemal BEYATLI, aynı zamanda büyük bir fikir adamıydı.  Ne yazık ki o da, hayatında hiç evlenmemişti.  Hayatının son anlarında, ölmek üzereyken, evlenip, yuva kurmadığına çok pişman olduğunu itiraf etmiştir.

           

Millet bünyesinin çekirdeği, özü; Ailedir. Hücreler arasında ahenk bozulunca, ona tıp dilinde kanser deniliyor. Millet bünyesinin hücresi sayılan aile bozulunca, Millet kanser hastalığına yakalanmış gibi olur.  Demek ki; hücre sağlam olursa, vücut sağlam olur. Aile sağlam olursa, millet sağlam olacaktır.

           

Semadaki intizama bir göz atalım. Güneş, ay ve yıldızları görürüz.  Ailede; baba güneş, ana ay, çocuklar yıldızlar gibidir.

Almanya’da Ziraat doktorasını tamamlayan bir Türk gencine, Alman Profösör, bir veda yemeği verir.  Yemekte ona sorar; Almanya’yı nasıl buldun? Bizim genç; “Mükemmel” der.

Prof.; Almanya’daki fabrikalar, trafik düzeni ve gördüğün intizam senin gözünü kamaştırmasın. Sizde, yani Türkiye’de öyle bir düzen var ki, siz onun kıymetini iyi bilin. O düzen bizde olsa, Alman halkı refah ve mutluluk denizinde yüzer.

Türk genci, nedir o ? diye merakla sorar; Alman Prof.; Aile hayatınız der, Onun kıymetini iyi bilin.

Eski, Dede korkut öğütlerinde bakın ne söyleniyor;

Hesap gününde Cuma güzel,

Cuma gününde okunan ezan güzel,

Kulak verip dinleyince hutbe güzel,

Minarede ezan okuyunca müezzin güzel,

Dizini bastırıp oturunca helalli güzel.

(Eşine, hanımına helalli diyor.)

Şakağı ağarsa baba güzel,

Doya doya emzirse ana güzel,

Hiçbirşeye benzemeyen,

Cümle alemi yaratan Allah güzel.

           

Mısır Fatihi Amr b. As hazretleri, oğlu Abdullah’ı evlendirir. Bir hafta sonra gelinine sorar. Oğlumla nasılsınız?

Gelin hanım derki; Oğlunuz iyidir maşallah, sabaha kadar namaz kılar, bütün gün oruç tutar, zaman kalırsa da Kur’an okur. Şuana kadar benim yüzüme bile bakmış değil. Deyince;  Durumu anlayan  Amr b.As,  olayı Hz. Peygambere bildirir. Hz. Peygamberimiz derhal Abdullah’ı çağırır;

-Abdullah, demek her gün oruç, sabahlara kadar namaz öylemi ?

7

-Evet ya Resulallah, Rabbim daha fazlasına layıktır.

-Ama Abdullah, Peygamber olduğum halde bazen oruç tutarım, tutmadığımda olur, Bazı geceler namaz kılarım, kılmadığımda olur, uyurum. “Nikah benim sünnetimdir. Benim sünnetimden yüz mü çeviriyorsun ey Abdullah, Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” Hz. Peygamberden ikazı alan Abdullah eşine ve evine bağlanır.

 

Güler yüzle karşılanmak, evinde sevgi ve ilgi görmek bütün eşlerin ortak arzusudur.  Evin tertipli, düzenli ve temiz oluşu her insanı mutlu eder.  Kadının kocası için süslenip, giyinmesi erkeğini memnun eder. Ama bazı kadınlar da kendilerini salıp koyverirler. Bilhassa evde palyaço gibi giyinir. Dışarı çıkarken biraz giyimine ehemmiyet verir. Bu yanlıştır. İyi ve temiz  giyinen bir adamı görünce Peygamberimiz ; “Allah güzeldir, güzeli sever” buyurmuştur.

            Bir yastıkta kocayasınız, diye bazen dua ederler. Evlilik müşterek hayat birliğidir.  Tatlı dil, güler yüz, sevgi ve muhabbetle evliliği yaşatıp, dünyada da mutlu, ahirette de mutlu olmak icap eder.                                               

 

Bir bedevi kadın, gelin olan kızına şu tavsiyede bulunmuştur; “Kızım sen, doğup büyüdüğün yuvadan bir başka yuvaya uçuyorsun.  Alışmadığın bir yoldaşa koşuyorsun.  Onun gözü sende çirkinlik görmesin.  Onun malını koru, ailesine, çocuklarına, akrabasına kanat ger. Yüksek sesle hiçbir zaman konuşma. Sırlarını açıklama, eğer böyle yaparsan, güvenini kaybedersin.  O üzgün iken, yanında neşeli olma.  O neşeli iken sen surat asma.  Ona insanlar içinde en çok saygıyı sen göster ki, o da sana insanların en ikram edeni olsun. Hadi Allah hayırlı eylesin.”  (D.Takvimi.25,4,91)

           

Kadın, kocasının eşi, yuvasının güneşidir. Kadınlar bir elleriyle beşik sallarken, diğer elleriyle dünyayı sallamaktadırlar. Çünkü yetiştirdikleri evlatları, dünyaya hükmedeceklerdir. Biliriz ki, yuvayı diş kuşlar yapar. Karı koca birbirlerinin yüzlerine sevgi ve muhabbetle bakarsa, Allah’da onlara rahmetle bakar.            

Ahmet çavuş, Çanakkale’de şehit düşer. Yolunu gözleyen nişanlısı Ayşe kıza acı haber ulaştırılır. O da şunları söyler;

Dedi, Ahmet beni artık ahiret de beklesin,

Ben onunum, utanmasın, beni Hak’dan istesin,

Kaderim bu, şehit olmuş benim şanlı yiğidim,

Kız kalırım, varmam ele, ben de canlı şehidim.

Bu duyguyu yaşayan hanımların kuracakları yuvada, saadet çiçekleri açmaz mı?

 

Aile bütünlüğünün korunması için, ailede herkesin sabırlı ve hoşgörülü olması şarttır. Allah Teala; Hz.Musa ile Harun peygambere, Allah’ın düşmanı olan Firavunun sarayına gittiklerinde, yumuşak ve tatlı dilli davranmalarını istemiştir. İnsanlarla, hatta Firavun gibi din ve Allah düşmanları ile konuşurken bile  tatlı dil ve güler yüz göstermemiz emredildiğine göre, bir yastığa baş koyan, uzun  bir  hayat  yolunda  el  ele  yürümeye   karar   veren insanların kendi aralarında daha mülayim ve nazik olmaları gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar.  Karı koca, birbirine hayat arkadaşım diye bakmalı, birbirinin önemsiz kusurlarına göz yummalıdırlar. Birbirine bu gözle bakmayanların mutlu bir hayat sürmeleri mümkün olmaz. Birbirine saygılı olmayanlar arasındaki sevgi çiçeği zamanla solar. Her şeyi hoş gösteren sevgi ortadan kalkınca kusurlar daha çok göze batar.  Derken sevgi çiçeklerinin yerinde, nefret dikenleri biter. Artık bitmeyen kavgalar ve gürültüler başlar. Hayat insana zindan olur. (D.Takvimi.10.01.88)

Kaynanalar, gelinlerini kızlarından ayırmadan, evlerine alıştırmalı-dırlar.  Gelin, kaynanasına anne, kaynatasına da baba demelidir. Onlarda gelinlerine kızım diye hitap etmelidirler. Aile hayatını cennete veya cehenneme çevirende küçük davranışlardır. Bu incelikleri bilenler, tebessümü, iyiliği ve güler yüzü sermaye edinenler, evlerini cennete çevirirler.

 

Büyüklerimizin tavsiyelerinden birkaç cümle sunalım; “Sır saklayan nur saklar – Pazara kadar değil, mezara kadar geçinmeye gayret et -  Sabır cennetin anahtarıdır – Babanla kayınbaban, annenle kaynanan arasında fark yoktur” Şüphesiz, her genç kız, evleneceği delikanlıyı ve kuracağı yuvayı hayal eder. Bir kadının en ölçülü silahı, onun kıyafetidir, giyim tarzıdır. Nopolyon şöyle der;

Bir milletin yükselmesi iki sebeple olur.

1) Erkeğinin mert ve cesaretli

2) Kadının iffet ve namuslu oluşu ile.

Netice olarak, evlenirken dikkatli olun;

Dindarını arayın sizi dinsiz yapmasın.

Namuslusunu arayın, namusunu satmasın.

İmanlısını arayın, ahlaksızlık yapmasın.

Allah, yuvamızı, yurdumuzu, fitne, fesat ve her türlü kötülüklerden korusun. Cemiyetimizi birbirini seven, dargın insanların bulunmadığı, bahtiyar insanlar topluluğu haline getirsin. 

Müslüman kardeşlerimizin bütün hayatları boyunca ilâhi rahmet ve bereket içinde olmalarını niyaz eder, dünürlere göz aydınlığı, yeni evlilere dünya ve ahirette çifte mutluluklar dilerim. Darısı sıra bekleyenlerin başına der, sevgi ve saygılar sunarım.

 

 

Mehmet KANTARCI

.../..../2001-Yalova

Yorum Yaz