ABDEST

ABDEST

 

Abdest, sözlükte temizlik ve güzellik anlamına gelir. Dış dünya ile temasta bulunan organlarımızın temizlenmesidir. Namaz kılmak için abdest almak şarttır. Abdestsiz namaz sahih değildir. Fıkıh kitaplarımızın ilk bölümleri genellikle TAHARET konusuna ayrılmıştır. Bunun sebebi taharetsiz ibadetlerin yapılmayacağı ve dinimizin temizliğe verdiği ehemmiyet sebebiyledir.

 

Taharet demek; her türlü pislikten temizlenmek demektir. Temiz olmayan insanlar, ibadet yapamazlar. Bu konuda Hz. Peygamberimiz; “Temizlik imanın yarısıdır” buyururlar. Cenab-ı Hak’da Kuran’ı Kerim’de; “Elbiseni temizle” buyurmaktadır.

Temizliğin en önemli fonksiyonlarını ihtiva eden unsur ise Abdest ve gusüldür. Abdest ve guslü bir gün gelecek inanmayanlar da uygulayacaklardır. Çünkü; Vücutta biriken elektronlar ve bunun verdiği gerginlikler, abdest ve gusül ile atılır. Genel dolaşımdaki aksaklıklar giderilir, vücudun ihtiyarlaması yavaşlar. Lenf dolaşımı en yüksek seviyede çalışır. Vücut dokularında biriken artık maddeler, genel dolaşıma geçer, böylece dokularda büyük bir zindelik meydana gelir. Artık maddeler, en çok el ayak ve yüzde toplaşır. Abdest de en çok yıkanan yerlerde buralardır. Kur’an’da, Maide suresinin 6. ayetinde;

 

“Ey İman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzünüzü, dirseklere kadar ellerinizi, başınızı mesh edip, topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Cünüp iseniz boy abdesti alın..” buyurulmaktadır. Ayet, bundan sonra, teyemmümü anlatıyor. Yani, abdest ile Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu sağlık nimeti tamamlanmaktadır.

         Abdest alan bir müslüman sıhhat açısından neler kazanıyor? Abdestin gerçek hikmeti nelerdir? Son 20 yılın Biyoloji bilginlerinden dinleyelim;

        

a) Abdest dolaşım sistemine etki eder. Kalp, temiz kanı bütün vücuda ulaştırır. İkinci olarak da dokulardaki kirli kanı kendine çeker. Böylece kan dolaşımını sağlar. Bu dolaşım bozulursa küçük tansiyon oluşur. Bu da erken yaşlanmaya, hatta ölüme dahi sebebiyet verebilir. Su, sıcak veya soğuk olsun, vücutla temas edince, kalpten uzak olan, el ayak gibi, azaların zindeliğini sağlar. Yavaşlamış olan kan dolaşımı hızlanır.

         Abdestin farz oluşunu bildiren ayette bu azaların yıkanılması emrediliyor. Üstelik ayet-i kerimenin son bölümünde; “Biz size verdiğimiz nimetleri tamamlamak istiyoruz” buyuruluyor. İşte Allah, insanoğluna dolaşım nimetini vermiştir. Abdesti alın ki, o nimet tamamlansın, dolaşım sisteminiz düzene girsin deniliyor. Bunun için küçük yaştan beri abdest alan insanlarda damar sertliği ve beyinde olabilecek bunama rahatsızlıkları pek görülmemektedir.

 

         b) Abdest, lenf dolaşımına da etki eder. Vucutta kırmızı kandan başka, beyaz kanda bulunur. Diğer kan damarlarına göre 10 kat daha incedirler. Kesik ve sıyrık sebebiyle, vücuda girecek ilk mikrop, beyaz kandaki hücreler tarafından yok edilmeye çalışılır. Bu damarların sağlıklı çalışmasına da abdest etki etmektedir. Ayrıca abdest alan insanların daha güzel ve nur yüzlü insanlar olduğu açıkça bilinmektedir. İşte Kur’an-ı Kerim hayat reçetesini sunuyor; “Ey inananlar! Namaz kılacağınız zaman yüzünüzü, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başınızı mesh edip, topuk kemiklerinize kadar ayaklarınızı yıkayın.” Ayetten anlaşıldığı gibi abdestin farzları sıralanıyor. Bilindiği üzere abdestin farzı 4 tür. Bunlar; 1) Yüzü bir kere yıkamak, 2) Elleri ve kolları dirseklerle birlikte yıkamak, 3) Başın dörtte birini mesh etmek, 4) Ayakları topuklarla birlikte yıkamak. Bunun yanında abdestle ilgili sünnetler ve adaplar vardır. Bunlar bilinip, tatbik edilerek abdest alınırsa, daha uygun olur.

 

Peygamberimiz (sav) abdestin fazileti hakkında şöyle buyurur; “Benim ümmetim kıyamet gününde abdest azaları, abdest nurunun parlaklığıyla gelecektir. Bu parlaklığı daha fazla uzatmak hanginizin elinden gelirse yapsın.” (Buhari, Vudu,3)

 

Hem ibadete hazırlık, hem insan bedenin sıhhati için abdest en etkili koruyucudur. 15 asırdır farkına bile varmadan yaşadığımız abdest nimetini, bir gün gelecek inanmayanlar bile taklit edeceklerdir. Dünyada insanların çoğu yıkanmayı bilmezken, Kuranımızın bu ayeti insanlığa yıkanmayı ve temizliği öğretmiştir. Batılı toplumlar şurada 100 senedir banyo yapmaya, yüzlerini yıkamaya başladılar. Yıllar sonra, abdestin şu an bilemediğimiz nice hikmetleri çıkacaktır.

 

Abdest de ağzın 3 defa yıkanması ağız ve diş sağlığı açısından, burnun 3 defa yıkanması solunum sistemi açısından önem arzeder. Abdestli insanın yeniden abdest almasını NURUN ALA NUR,”yani “Nur üstüne nur” Bir hadiste de; “Kim usulune uygun olarak abdest alır, namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır” buyurulur.

 

Abdestin usulüne uygun, alınması esastır. Sünnetlerine riayet edilmesi, azaların üçer defa yıkanması, sırasıyla yıkanması, suyun sıçratılmaması, israf edilmemesi önemli hususlardır. Abdest alan kişinin hatalı abdest alışını anlatan şu şiir çok manidardır.

 

ABDEST VE HÜRMET

Bir gün bir müslüman çeşmeden abdest alır,

Aldığı abdest usule hiç uymamaktadır.

Bunu gören iki kardeş çocuklar,

Bırakıp oyunu hemen yanına varırlar.

         Önce yakışır şekliyle sokulup yanına,

         Selam verip dediler; Hayrını gör bey amca.

         Allah razı olsun diyerek ihtiyar selamı aldı,

         Cebinden çıkardığı mendil ile kurulandı.

Bey amca, biz münakaşalıyız kardeşimle,

Bu meselimiz hallolsun sizin hakemliğinizle.

Deyip çocuklar, hakem yaptılar ihtiyarı,

Abdest aldı, çeşmeden ikisi de ayrı ayrı.

         Nasıl bey amca, hangimizin abdesti doğru?

         Usulüne uygundur, sen söyleyiver bunu?

         İkinizin abdesti hem aynı hem doğrudur.

         Abdestte hata yapan benmişim gerçek budur.

Allah razı olsun, siz de beni aydınlattınız,

Kimin evlatlarısınız, nedir adlarınız?

Babamız Hazreti Ali, biz Hasan’la Hüseyin,

Torunlarıyız, hem ahir zaman peygamberinin.

         Belli, belli.. dine çok uygun davrandınız,

         Gönül kırmadan güzel oldu ikazınız.

         Yıkıcı değil, yapıcıdır müslüman,

         Büyüğüne hürmetkar davranmalı her zaman.

 

Bir müslümanın namaz kılmak, Kuran okumak ve tilavet secdesi yapması içen abdest alması farzdır.

Kabe’yi tavaf için abdest almak ise vaciptir. Bunların dışında alınacak abdestler mendup hükmündedir.

Ojeli tırnaklar ve bedene yapışmış olan boya veya ıslaklığı altına geçirmeyecek maddelerin yapışmasıyla alınan abdest sıhhate uygun değildir.

        

Teyemmüm, biliyoruz ki, suyun bulunmadığı veya suyu kullanmaya imkan olmadığı durumlarda, toprak la abdest almaya denir. Bu da niyet ve iki vuruş yapıp, yüzü ve kolları sıvazlamaktır. Ama bir gün bir vaiz, caminin birinde teyemmümü anlatır. Ve şöyle bir örnek verir. Tarlaya giden bir köylü, eşeğinin semerine su kabını bağlasa, tarlada çalıştıktan sonra namaz vakti girip, namaz kılmak istese, abdest için eşeğine yöneldiğinde, eşeğini bulamasa, yani eşek kaybolsa, her tarafı aradıktan sonra, su da yoksa, orada toprakla teyemmüm eder, namazını öyle kılar. diyerek devam eder. Namazı kılarken, tam o esnada eşeği anırsa yani eşeği bulunsa o kişinin namazı bozulur, der. O esnada yeni camiye gelen kişi vaizin son cümlesini duyar. Yani eşek anırınca namaz bozulur. O zavallı zanneder ki eşek anırması abdesti ve namazı bozmaktadır. Tabi ki bu örnek basit ve yavandır. Müslüman bilinçli olursa, böylesi basit konulara kafasını takmaz.

 

         Guslün, yani tepeden tırnağa yıkanmanın beden sağlığı açısından önemi bellidir. Bu sebeple cünüp olanlar, adet ve lohusalık halleri sona eren hanımlar için zorunlu olan gusül, bu durumların dışında haftada bir Cuma günleri için sünnet sayılmıştır. Bayılan veya fenalaşan bir kimsenin su ile serinletilerek, kendine gelmesi gibi, cinsel ilişkiden sonra yapılan banyo, sadece manevi bakımdan değil, bedenen de faydalıdır. Vücutda ki gerilim ve gevşemeden sonra yıkanmak insanı dinlendirir, yorgunluğunu giderir ve dinçleştirir. Allah’ın sevdirmesi ile kadın ve erkek birbirlerine ilgi duyacaktır. Bu sevginin son noktası kavuşmadır. Erkek ve kadın bu duyguyu birlikte paylaştıklarından her ikisinin de yıkanıp, temizlenmeleri gerekir. Hz. Peygamberimiz; “Cinsi birleşmeden sonra, sizin gözlerinizle görmediğiniz  pisliklerin gitmesi için, mutlaka yıkanınız.” Buyurmalarındaki hikmeti geçtiğimiz yıllarda bazı Avrupalı tıp bilginleri şöyle izah ediyorlar; “Cinsi temastan sonra, vücut yağ tabakası salgılar. Bunlar kıl diplerine ve deride solunumu yapan hücrelere dağılarak, onları tıkarlar. Gözle görülmeyen o zerrecikler katılaşır. Vücudun solunumu güçleşir. Hafif ılık su ile duş almak bunları yok eder, temizler.” Demekle 1400 sene önce Hz. Peygamberin bu sözünü doğruluyordu.

 

         Temizlik bütün varlıkların esas duygusu ve asil ihtiyacıdır. Kedi ve köpeklerin dilleriyle, kuşların gagalarıyla veya suya dalmak suretiyle gösterdikleri temizlik örnekleri ibret verici hadiselerdir. Dinimizin bize kazandırdığı Abdest ve gusül de maddi ve manevi temizliğin en seçkin örnekleridir.

 

         Namaza varan kutlu yolun anahtarı abdest almaktır. Namaza durulacağı zaman ruhen ve bedenen arınmak gerekir. Hz. Peygamberimiz. “Sizden biriniz öfkelenirse abdest alsın.” Buyurmakla, kin, ihtiras ve öfke gibi insana zarar veren duyguları abdestle arındırma yolu tavsiye edilmiştir.

 

Abdestin maddi temizlik boyutunu izah ettikten sonra, biraz da manevi boyutunu izah etmeye çalışlım. Müslümanlar, Ruhlar aleminde henüz yaratılmadan Allah’a söz verdiler. Alemlerin Rabbi olan Allah Teala, ELESTÜ Bİ RABBİKUM “Ben sizin Allah’ınız değil miyim?” diye bir sual sordular. O Ruhlar da KÂLÛ “dediler ki” BELÂ “evet” ya rabbi. Bizim Allah’ımız sensin. Bizim yaratıcımız sensin. Bizi hayata getiren sensin. Bizi yaşatan sensin. Senden başka Allah kabul etmeyeceğiz. Senden başkasının önünde eğilmeyeceğiz. Senden başkasına yönelmeyeceğiz.  Senin gönderdiğin peygamberlere tabi olacağız. Senin gönderdiğin kitaba uyacağız. Senin emirlerine itaat edeceğiz. Senin bildirdiğin yasaklardan kaçınacağız. Bütün gücümüzle senin yolunda olacağız yâ rabbi, dedik. Bu hadiseye dini kitaplarda AHD-Ü MİSAK deniliyor. İnsanların Allah’a verdikleri söz. Bu sözümüzde duracağımıza da kesin karar vermişiz. İşte bir çoğumuzun çocuk yaşımızda öğrendiği KALÛ BELÂ sözü budur.

 

         Bizler namaz kılmak için camilere giderken önce abdest alırız. Abdest alırken önce ellerimizi yıkarız. Ellerimiz temiz olsa da yıkarız. Bunun manası Allah’ım, yıkadığım şu ellerimi bundan sonra harama uzatmayacağım. Ellerimle günah işlemeyeceğim. Haram kağıtlara imza atmayacağım. Zalimleri alkışlamayacağım, demektir. Ardından üçer defa ağzımızı yıkarız. Ağzımız çok kirli olduğu için yıkamıyoruz. Belki diş fırçasıyla fırçalamıştık. Hatta misvak dahi kullanmış olabiliriz. Buna rağmen abdest için üç defa ağzımızı çalkalayıp, yıkarız. Bunun manası, Yâ Rabbi, yıkayıp temizlediğim ağzıma, bundan sonra haram lokma koymayacağım. Bu ağzımla yalan konuşmayacağım. Kimsenin dedikodusunu yapmaya-cağım, demekteyiz. Bu hareketimizle Cenab-ı Hak’ka söz vermekteyiz. Bu sözümüzde durmaya mecburuz. Abdest alıp, namaz kılan insan yalan konuşmaya devam ediyorsa, yanlış yoldadır.

 

Mekke’de, Minada şeytan taşlayan hacılarımızda aynı şeyi yapmaktadırlar. Şeytana savurdukları her taş ile Allah’a söz vermekte-dirler. Allah’ım! Savurduğum her taş ile şeytanı taşlıyorum. Onu yaşantımdan, ruhumdan, kendimden uzaklaştırıyorum. Bundan sonra şeytanlarla iş birliği içinde olmayacağım. Onun çağırdığı istikamete gitmeyeceğim. Sadece senin yolunda yürüyeceğim Allah’ım, demektir. Ama hacdan dönüldükten sonra, hacılarımız, yeniden şeytanları alkışlamaya başlar, onlarla birlikte olup, hile ve hurdaya tevessül ederlerse, Mina’da verdikleri sözü bozmuş olurlar.

        

Abdestte yüzünü yıkayan bir müslüman, Allah’ım şu yüzümü senin razı olmadığın tarafa çevirmeyeceğim. Harama bakmayacağım. Kötülüklere yönelmeyeceğim, demiştir. Şayet bu sözde durmuşlarsa, onların abdestleri gerçek kıvamdadır. Başına mest eden bir kişi; Allah’ım şu başımı senden başka hiç kimsenin önünde eğmeyeceğim. Menfaatin karşısında küçülmeyeceğim, demiştir. Ayaklarını yıkayan bir müslüman da, Allah’ım yıkadığım bu ayaklarımla, senin yasakladığın yerlere gitmeyece-ğim. Günah işlenen, haram işlenen mekanlara ayak basmayacağım. Diyerek sözler verilmiştir.  Ve müslüman verdiği sözde durandır. Hele bu söz alemlerin rabbi olan Allah Tealâ’ya verilmişse, daha da ehemmiyet arzeder.

 

         Biz buna ahd-ü misak diyoruz. Bu sözü yaşantımız boyunca birçok yerde ikrar ediyoruz. Nikah da dahi durum aynıdır. Nikahlanan bir hanım, Allah adına nikah altına alınır. Allah’ın adıyla, Hz.Peygamberin sünnetiyle falanın kızını, falanın oğluna diye nikah kıymıyor muyuz. O hanımı, Allah adına korunacağımıza söz veriyoruz. Ama nikahımız altındaki eşlerimizi, doğan yavrularımızı bu sözümüz doğrultusunda koruyup, yetiştiremiyoruz.

 

         Kısacası, abdest ve gusül dini bir emir olmakla beraber, insan sağlığına son derece yararlı olan bir uygulamadır. Zaten bizleri yaratan Cenab-ı Hak, bizi bizden daha iyi tanımakta, ihtiyaçlarımızı ve sorunlarımızı da bilmektedir. Bu yüzden abdest ve gusül hem en güzel bir temizlik aracı, hem de insanı psikolojik açıdan tatmin eden, ona huzur veren, sağlıklı kılan bir Allah emridir.

 

Hz.Peygamber namaz için Allah’ın huzuruna varılacağı zaman, ruhen ve bedenen temizlenmeyi öğretmiştir. Ağzımıza su verirken, kevserinden kana kana içmeyi nasip eyle, burnuna su verirken, cennet kokularını koklamayı nasip eyle, sağ kolunu yıkarken, amel defterini sağ eliyle almayı, sol elini yıkarken, amel defterini sol eliyle alanlardan olmamayı, başını mest ederken, arşın gölgesinde gölgelenenlerden olmayı, kulakları mest ederken, güzel sözler işitmeyi, enseyi mest ederken, elem verici azaptan korunmayı, ayakları yıkarken, sıratten geçerken ayağının kaymamasını nasip eyle diye Rabbimizdenden istemeliyiz. Abdestin sonunda kadir suresini okuyup, bütün abdestlerimizi bu duygularla, bu şekilde almaya çalışmalıyız.

        

Rabbimiz bizleri temizliğine riayet eden, sağlıklı mü’minlerden olmamızı lutfeylesin. Aldığımız abdestlerin, kıldığımız namazların, yaptığımız ibadet ve her türlü işlerimizin kendi rızasına uygun bir şekilde yapılmasını bizlere nasip eylesin.

 

 

Mehmet Kantarcı

   2004/Yalova

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !