RAMAZAN VE ORUÇ
Cenab-ý Hak’ka þükürler olsun ki, bizleri mübarek Ramazana, kulluk borcunu en iyi þekilde göstereceðimiz oruca ve þükrümüzü ifade eden taravih namazýna kavuþmuþ bulunuyoruz. Mevlâmýz, bu mukaddes deðerler uðruna bizleri kendine layýk kul, habibi Muhammed Mustafa (sav)’ya layýk ümmet eylesin.
Ýnsan ömrü, vaktini deðerlendiremeyen insan için kýsa, deðerlendirebilen insanlar için ise yeterlidir. Ýþte ömrümüzün yapraklarý arasýnda parlayan ve mü’minler için ilâhi ziyafet sayýlan Ramazana kavuþmuþ bulunuyoruz.
Ramazan, þiddetli ve yakýcý sýcak demektir. Bu ayda günahlar, salih amellerle yakýlýr. Oruç tutan insanlarýn sýcaktan içlerinin kavrulmasý, buna karþýlýk günahlarýn yakýlmasý kastedilmiþtir. Allah sevgisine yaklaþmak ve nefsi eðitmek için yapýlan ibadet oruçtur. O, insana irade terbiyesi verir. Nefsimize sevdiðimiz þeyleri terk ettirir. Sabýr ve metaneti bize öðretir. Bütün insanlarý eþitlik eðitimine tabi tutar. Fakirliði ve açlýðý zenginlere bile öðretir. Kýsacasý, insaný mükemmelleþtirir, olgunlaþtýrýr. Böyle bir ibadetin karþýlýðýný ise, Yüce Rabbimiz, peygamberinin dili ile þu þekilde bildiriyor: “ Oruç benim içindir” yani sadece benim rýzamý ve sevgimi kazanmak için tutulur. “onun mükafatýný da ancak ben takdir ederim” buyurarak, Allah katýnda büyük deðeri olduðunu hatýrlatýyor. Ramazan, ülkemizde bayram sevinci gibi karþýlanýr. Þair;Yürekler bir baþka hislenir þimdi,
Beden deðil, ruhlar beslenir þimdi,
Ezanlar bir baþka seslenir þimdi,
Hoþ geldin ey! Rahmet ayý Ramazan..
Bir baþka uzanýr, yoksula eller,
Þefkate râm olur, en katý diller,
Yaþ deðil.. müjdedir, gözdeki seller,
Hoþ geldin ey! Hayýr ayý Ramazan..Oruç; Farz, Vacip ve Sünnet olmak üzere 3 çeþittir. Ramazan ayýnda tutulan oruç, ayet ve hadislerde çokça zikredildiðinden farz’dýr. Adanan oruc vacip, muharremde tutulan gibi, isteyerek tutulan oruçlara da Nafile veya sünnet denilir. Bakara suresinin 183. ayetinde, Cenab-ý Hak, farz olan orucu þu þekilde beyan ediyor:
“Ey iman edenler! Oruç, sizden önceki ümmetlere farz kýlýndýðý gibi, size de farz kýlýndý. Umulur ki, korunursunuz.” Bu ayet-i kerime, hicretten 2 yýl sonra nazil olmuþtur. Mekke’de nazil olan ayeti kerimeler, genellikle (YA EYYÜHENNAS.) “Ey insanlar..”diye baþlar. Fakat Medine’de nazil olanlar ise, (YA EYYÜHELLEZÝNE AMENÜ.) “Ey iman edenler, ey mü’minler..” diye baþlar. Yani bu ayetin muhatabý, biz mü’minleriz. Ayetteki “sizden öncekilere oruç farz kýlýndýðý gibi” lafzý, Peygamber (sav)’den önceki Peygamberlere ve onlarýn ümmetlerine de orucun farz kýlýndýðýna iþaret edilmektedir. Yani Hz. Ýsa (as), Hz. Musa (as) gibi Peygamberler döneminde de orucun tutulduðuna iþaret ediliyor. Önceden var olan bu ibadeti sizde devam ettirin. Sevabýný da ben takdir edeyim, buyuruluyor.
Oruç, müslüman olan, akýllý olan, büluð çaðýndaki müslümanlara farzdýr. Ancak, sýhhatli olmak, oruç tutmaya engel olacak bir hastalýðýn bulunmamasý da gerekir. Bundan baþka, yolcu olan, misafir olan kimseler oruçlarýný tehir edebilirler. Bu Allah’ýn kullarýna bir ruhsatýdýr. ruç bir ibadet olduðundan, tutanlarýn temiz bulunmalarý gerekir. Gusül almasý gereken kimseler ile adet halindeki hanýmlar da oruçlarýný temizlendikten sonra tutmalýdýrlar.
Her ibadette olduðu gibi, oruca da niyetle baþlanýr. Oruca niyet, oruç tutmaya kalben ve bedenen yönelmektir. Yani bir insan, yarýnki orucu tutacaðým derse, sahura kalkýp oruç maksadýyla karnýný doyursa, o kiþi, oruca niyetlenmiþtir. Dil ile söylemek güzeldir, unutulmasý önemli deðildir. Önemli olan, onun tutmaya kiþinin karar vermesidir.Ýmsak; tutmak demektir. Yani orucun tutulduðu, devam ettiði müddettir. Ýftar ise; orucun açýldýðý, sona erdiði vakittir. Yani; imsak vaktinden, baþka bir ifadeyle fecr-i sadýktan itibaren, iftar vaktine kadar, yeme içme ve nefsani arzulardan sakýnmaya oruç diyoruz. Oruç tutan müslüman ise, Allah’ýn sevgisini ve hoþnutluðunu kazanabilmek için kötü alýþkanlýklarý terk ederek, yaþantýsýný teravih, iftar ve sahurla süsleyecektir.
Oruçlu insanýn dikkat etmesi gereken hususlarý kýsaca þöyle özetleyebiliriz. Her ne suretle olursa olsun, vücudun içine giren þeyler, yani yemekler, içecekler yahut burun, kulak vs. diðer azalardan içeri zerk edilen sývý, su, ilaç gibi maddeler orucu bozar. Ancak ilaç, sadece deriye enjekte edilirse oruç bozulmaz. Bunun haricinde, vücuttan dýþarý çýkan þeyler orucu bozmaz. Bunlar da kan, tükürük, idrar ve dýþký gibi þeylerdir. Kýsacasý; vücudun dýþarýya salgýladýðý þeyler orucu bozmuyor. Vücuda dýþardan gelen þeyler orucu bozuyor.
Orucun bozulmasýnda kasýt yoksa hata sebebiyle veya unutularak bir þey yiyip içilmiþse, oruç bozulmaz. Oruca devam etmek gerekir. Fakat oruç bozulmuþsa duruma göre deðiþir. Ya kefaret, ya da kazasý gerekir. Hastalýk, zaruret, yolculuk gibi sebeplerden dolayý oruç bozulmuþsa bir gün kazasý gerekir. Fakat baþlanmýþ bir oruç, hiçbir mazeret yok iken, kasten bozulmuþsa ona da kefaret gerekir. Bu da 61 gündür.
Oruç tutan insan, Allah’a ibadet halinde olduðunu unutmamalýdýr. Ebu Hureyre (ra)’den rivayet edildiðine göre, Hz. Peygamberimiz þöyle buyuruyorlar;
“Oruçlu kötü söz söylemesin. Oruçlu kendisiyle dalaþmak isteyen kimseye iki defa “ben oruçluyum” desin.”
“Ruhum yedi kudretinde olan Cenab-ý Hakka yemin ederim ki, oruçlu aðzýn kokusu Allah indinde misk kokusundan daha temizdir.” Hadisin devamýnda;
“(Allah Tealâ buyurmuþtur ki) Oruçlu kimse, benim için yemesini, içmesini ve cinsi arzularýný terk etmiþtir. Oruç doðrudan bana (Allah’a) yapýlan (yani riya karýþmayan) bir ibadettir. Onun sayýsýz ecrini de doðrudan ben veririm. Halbuki diðer ibadetlerde on misliyle ödenmektedir.”
Oruçtan maksat, ne perhiz yapmak, ne zayýflama rejimine uymak, ne de vücudumuzu yeme içmekten mahrum býrakmaktýr. Þuurlu bir þekilde, nefsin arzularýný belirli bir süre Allah’ýn emri olduðu için frenlemektir.
Ramazan, minarelerden 5 vakit okunan ezanýn, akþamlarý atýlan iftar toplarýnýn, sahurda vurulan davul seslerinin, iftar ve sahur sofralarýndaki lezzetlerin canlandýðý saatlerdir. Teravih namazlarý ise, sanki bir bayram sevinci yaþatýr. Manevi duygularýn yeþerdiði Ramazan aylarýnda, insanýmýz yeniden canlanýr. Açlýk ve susuzluða tahammül ederek, güç þartlar altýnda oruç ibadetinin zevkine varan, camide cemaatle bütünleþen Müslüman, bu aya kavuþmanýn sevincini yaþamalý ve bu ayý idrak etmenin kadir kýymetini bilmelidir.
Ramazanýn sosyal hayatýmýzda tesirleri çoktur. Yapýlan istatistikler göstermiþtir ki; Ýþlenen her türlü suçlar Ramazan ayýnda azalmaktadýr. Hýrsýzlýk, yalan þahitlik, rüþvet, içki, kumar gibi, toplum düzeninin sarsan olaylara Ramazan ayýnda daha az rastlanmaktadýr. Dolayýsýyla Ramazan hürmetine, toplumun huzuru saðlanmaktadýr.
Diðer taraftan bazý insanlar, Ramazan ayýný sýkýntý ve meþakkat ayý göstermeye çalýþýrlar. Þöyle sözler sarf ederler; “Oruçlu kafayla bu kadar olur. Kafamýn tasýný attýrma. Zaten oruçluyum. Oruç kafama vurdu, bide sen tepemde dolaþma” gibi sözlerle, orucu bahane ederek, etrafa saldýrýrlar. Böylesi bir davranýþ, Cenabý Hak’kýn gücüne gideceðinden, hatalý bir davranýþtýr. Allah ramazan ayýný sabýr ve sükûnet ayý kýlmýþtýr. Biz onu hiddet ve öfke ayý haline getiremeyiz. Allah onu, nefsin isteklerini azaltmamýz için farz kýldý. Biz de sadece yeme içme vakitlerini deðiþtirmekle kalýyoruz. Oysa oruç, sahurdan, iftara kadar, her türlü taþkýnlýktan bizi korumasý gereken bir ibadettir. Allah onu, zenginleri terbiye etmek, açlýðý zenginlere de hissettirmek, dolayýsýyla, fakirlere yardýma teþvik olmasý için emretti. Biz, sofralarýmýzý çeþit çeþit yemekler ve içeceklerle donatýp, zenginlerin iftar yemeklerinde boy gösterdiði, yemek fuarlarý haline dönüþtürmeyelim. Halbuki Ramazan ayýnda aç kalan, susuz kalan insan nimetlerin kadrini anlar. Bu ayda, zengin fakir ayýrýmý ortadan kalkar. Fakirle beraber zenginde aç kalýr. Fakirin katlandýðý mahrumiyete zengin olanlarda katlanýr.
Ramazana kavuþmak bir nimet deðil, onu deðerlendirmek bir nimettir. Geçen sene bu aya yetiþmiþ, fakat bu sene aramýzdan ayrýlan nice kardeþlerimiz vardýr. Cenab-ý Hak; bu ayda cehennem kapýlarýný kapayýp, cennet kapýlarýný açacaðýný bildiriyor. Zekât, sadaka ve fitrelerimizi verip, mukabele, hatimlerle ramazanýmýzý zenginleþtirmeye çalýþmalýyýz.
Oruç, bedenin zindeliði ve saðlýðý için tam bir altýn reçetedir. Özellikle, küçük tansiyonu mutlaka düþürdüðü için, dolaþým sisteminin en iyi sakinleþtiricisidir. Sindirim salgý bezleri, bir aylýk tatilden sonra, daha randýmanlý çalýþmaya baþlar. Cenâb-ý Hak, nimetlerin en güzelini, ibadet formülü bizlere sunmaktadýr.
(H.Nurbaki, Ýmanla Gelen Ýlim, s.8)Hz. Peygamberimizin oruçlu ilgili söylediði hadisi þeriflerinden bir kaçýný zikredelim; “Ýftar zamaný dua ediniz” “Yanýnýzda oruçlular iftar etsin, yemeðinizi iyi kimseler yesin, melekler üzerinize dualar etsin” “Cennetin REYYAN kapýsýndan sadece oruç tutanlar girecektir” “Oruç mü’minin sabýr silahýdýr.” “Her þeyin bir zekâtý vardýr. Bedenin zekatý da oruçtur. Oruç tutun ki, sýhhat bulasýnýz” “Dilin orucu yalandan korunmak, Gözün orucu haramdan korunmaktýr.” “Yalan konuþmayý terk etmeyen kimsenin aç kalmasýna Allah’ýn ihtiyacý yoktur” buyurulur. Unutmayalým ki;
Mekâný çorak toprak, Yastýðý kara taþ da olsa,
Oruçlunun uyku yeri, Cennet bahçesi olacaktýr.
Müslüman sürekli olarak, vakit bilinci ile yaþamalýdýr. Bu vakitlerin iyi deðerlendirilmesi gerekir. Ýþte On bir ayýn sultaný Ramazan geldi. Müslüman, gecenin bir vaktinde en tatlý uykusundan uyanacak, kurulmuþ sahur sofrasýna oturacak, akþama kadar aç duracak, geceleyin istediði kadar yerken, gündüz hiçbir þey yemeyecek, tek lokma dahi almayacak, bir yudum su bile içmeyecek. Fakat öyle bir vakit gelecek ki, iftar vakti gelmiþ, sofra kurulmuþ, Allah’ýn verdiði güzelim nimetler, yapýlan nefis yemekler ortada duruyor. Buram buram kokuyor. Dede, nine, anne, baba, çocuklar ve torunlar bekliyor. Mideler bomboþ kalmýþ, acýkmanýn ve susamanýn son haddine varýlmýþ, ama herkes bekliyor. Bir vakit bilinci var, sofra baþýndakilerde. Bir komut, bir emir bekleniyor. Ýzin çýkmasý lazým. Güneþ batýp, akþam vakti girmeli. Müezzin minareyi ýþýklandýrýp, Allahüekber demeli veya iftar topu atýlmalý, iþte o zaman her þey serbest. Allah’ýn bütün nimetleri emrinde. O, ne lezzet, o ne iþtah, o ne güzellik.. Arkasýndan teravih, sonra yeniden sahur.. Ýþte Ramazan böyle manevi zenginliklerle dopdolu bir ay.
Oruc’un farz olduðuna dair, ilk ayet nazil olunca, ilk ramazan ayýnda Müslümanlar oruçlarýný henüz yarý etmiþlerdi ki BEDÝR savaþý baþladý. Bütün müþrikler oruçlu Müslümanlarýn üzerlerine saldýrdýlar. Onlarýn aç ve susuzluktan bitkin olacaklarýný düþünerek, bu savaþý rahat kazanacaklarýný zannediyorlardý. Fakat orucun sýrrý ile yýkanmýþ gönülleri, mana nuru ile dolu bir avuç Ýslâm askerlerinin dizi dibinde, müþrik ordusu top yekun eriyiverdi. Böylece orucun manevi tesiri görülmüþ, yenilmez gibi görünen müþrik ordusu periþan olmuþtu.
Bir ay sahura kalkmak, bir ay Allah için oruç tutmak, iftar etmek, yine bir ay cemaatle teravih kýlmak, küçümsenecek bir iþ deðildir. Yeter ki, bunlar Allah rýzasýna uygun yapýlsýn.
Hz.Peygamberimiz; “Ramazanýn iilk on günü rahmet, Ýkinci on günü maðfiret, son on günü ise cehennemden azattýr.” Buyurur. Bu ay, hayýr ayýdýr, hayrýn karþýlýðý ise, cennettir. Bu ay yardým ayýdýr, sadaka ve zekâtlarýn karþýlýðý da cennettir. Cenab-ý Hak, ahiret de oruç tutanlara þöyle diyecektir; “Siz dünyada benim için aç kaldýnýz, öyleyse cennetimin bütün nimetleri emrinizdedir.” Ýftar sofralarý özellik arz eder, aðzý dualý insanlarýn Allah’ýn rýzasýný kazanmak için aç kalýþlarý, Cenab-ý Hak tarafýndan deðerlendirilir. O sofralarda þöyle dualar edilir.
Ýftar vakitlerinde sana el açtýk,
Gafletin elinden sýyrýlýp kaçtýk,
Yorgun, argýn, aç, susuz dolaþtýk,
Ya Rab, dualarýmýzý kabul eyle.
Yemekler koksa da hep burcu burcu,
Senin rýzan için tuttuk biz orucu,
Baðýþla bizleri, baðýþla suçumuzu,
Ya Rab, oruçlarýmýzý kabul eyle.
Hamdolsun verdiðin nimetlere,
Saðlýk, sýhhat ve afiyetlere,
Cümlemizi kavuþtur hidayetlere,
Ya Rab, dualarýmýzý kabul eyle.
Ramazan ayý, açlarýn doyurulduðu, çýplaklarýn giydirildiði, düþenlerin kaldýrýldýðý, yoksullarýn himaye edildiði, dul ve yetimlere kol kanat gerildiði, bir sosyal dayanýþma ayýdýr..
Oruca sevdalý nice kullar ile,
Terâvihi özlemiþ aþýklar ile,
Gönlü hakka baðlanmýþ yaþlý gözlerle,
Yolunu bekliyoruz þehr-ü Ramazan.
Sende baðlanýr, hep zincirlere þeytan,
Sende felah bulur, hep günahkâr insan,
Her sabah ufukta doðan güneþ gibi,
Geliyor rahmet ayý þehr-ü Ramazan.
Çöller gülistan, gönüller yufka oldu,
Camiler taþtý, insanlar cömert oldu,
Dilimizi Kur’an’la süsleyen oldu,
Gönüller sultaný sensin, ey Ramazan!Sen gelince; evlerimiz çok þenlendi,
Sen gelince; soframýz bereketlendi,
Sen gelince; fakir-yetim çok sevindi,
Onbir ayýn sultaný þehr-ü Ramazan.Ýftar vakitlerinde açýlan eller,
Yorgun, bitkin, aç, susuz nice bedenler,
O anda kuþatýr etrafý melekler,
“Kadir gecesini” saklayan Ramazan.Namazla güzelleþti þimdi simâlar,
Dua ve niyazla açýldý semâlar,
Arþa yükseldi hep salât-ü selâmlar,
Hep özlüyoruz seni, þehr-ü Ramazan...
Büyük camilerin iki minarelerinin arasýna ip gerilerek asýlan, ýþýklý þekil ve yazýlara mahya denir. Ramazan ayýnda ve kandil gecelerinde yapýlan bu iþlem diðer müslüman ülkelerde olmayan, sadece Türk milletine ait bir uygulama ve kültürel buluþtur. Bu mahyalar sanki minarelerimizin elmas gerdanlýklarýdýr. Eskiden kandiller ve mumlarla süslenen camilerimiz, þimdi rengârenk avize ve ýþýklý ampullerle donatýlmýþ durumdadýr. Sýkýntýlý ve felaketli günlerde, kurulan bir mahyayý Halide Nusret ZORLUTUNA anlatýyor; “Mahyalar içinde bir mahya vardýr ki, ömrümce unutamam. Ýstanbul’un mütareke felaketi içinde bunaldýðý bir ramazandý. Ýstiklal savaþý, Anadolu’nun ufkunda bir umut ýþýðý gibi kâh parlýyor, kâh sönüyordu. Bir gece teravih namazýndan çýkanlar Beyazýt caminin minareleri arasýnda bir þaheser beyit gördüler. Yahya Kemal’in Âkifâne bir beyti, karanlýk gökte ýþýk ýþýk parlýyordu:
Tâ ki yükselsin ezanlarla müebbed namýn,
Galip et! Çünkü bu son ordusudur Ýslâm’ýn.
Binlerce Müslüman yürek o gece bu duaya hýçkýrarak “AMÝN...” dedi. diyerek anlatýr.
(Mustafa BEKTAÞOÐLU, Kültürümüzde Mahya ve Mahyacýlýk, Diyanet Dergisi, Kasým 2002, Sayý:143, s.38)
ZIMEM (Veresiye) DEFTERI Osmanlýlar zamanýnda Ramazan günlerinde tebdil-i kiyâfet ile, pek çok zengin, hiç tanýmadýklarý sokaklardaki bakkal, manav dükkânlarýna gider, onlardan Zimem Defteri’ni (veresiye defteri) çýkarmalarýný isterlerdi. Baþtan, sondan ve ortadan rasgele sahifelerin toplamýný yaptýrýp, miktarýný ödedikten sonra; "Bu borçlarý silin! Allah kabul etsin!" der, kendilerini tanýtmadan çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduðunu; borcu sildiren, borçtan kimi kurtardýðýný bilmezdi...
Gizli verilen nâfile sadakanýn, açýktan verilen nâfile sadakadan yetmiþ kat dahâ sevâp olduðunu bilen zevât, yardýmlarýný mümkün olduðunca gizliden yapmaya gayret ederdi. Ecdadýmýz sað ile verdiðini, sol elinden bile gizler, yaptýklarý iyilikleri unutur giderlerdi.
Hz. Peygamberimizin oruçlulara müjde veren þu hadisini de okuyup, sohbetimizi tamamlayalým; “Kim farziyetine inanarak ve mükafatýný Allah’dan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiþ günahlarý baðýþlanýr.”Cenab-ý Hakk, bu mübarek ayý hakkýmýzda hayýrlý eylesin. Tuttuðumuz oruçlarý, yaptýðýmýz ibadetleri, hayýr ve hasenatlarý kabul eylesin. Bizleri her türlü felaket ve musibetlerden muhafaza buyursun. Nice Ramazanlarý idrak edebilmeyi bizlere bahþeylesin.
Mehmet KANTARCI
2001-Yalova
RAMAZAN VE ORUÇ